Üyelik Girişi
Metodik Konular
Fıkhi Meseleler

Allahın indirdiği ile hükmetmeye nefsinden başla...

الواجب على كل مسلم أن يطبق حكم الله في شئون حياته كلها فيما يستطيعه:
إذًا، واجب كل مسلم أن يعمل ما باستطاعته، ولا يكلف الله نفسًا إلا وسعها، وليس هناك تلازم بين إقامة التوحيد الصحيح والعبادة الصحيحة، وبين إقامة الدولة الإسلامية في البلاد التي لا تحكم بما أنزل الله؛ لأن أول ما يحكم بما أنزل الله -فيه- هو إقامة التوحيد، وهناك - بلا شك - أمور خاصة وقعت في بعض العصور وهي أن تكون العزلة خيرًا من المخالطة، فيعتزل المسلم في شعب من الشعاب ويعبد ربه، ويكف من شر الناس إليه، وشره إليهم، هذا الأمر قد جاءت فيه أحاديث كثيرة جدًّا وإن كان الأصل كما جاء في حديث ابن عمر - رضي الله عنه -: "المؤمن الذي يخالط الناس ويصبر على أذاهم خير من المؤمن الذي لا يخالط الناس ولا يصبر على أذاهم " (١) . فالدولة المسلمة - بلا شك - وسيلة لإقامة حكم الله في الأرض، وليست غاية بحد ذاتها.
ومن عجائب بعض الدعاة أنهم يهتمون بما لا يستطيعون القيام به من الأمور، ويدعون ما هو واجب عليهم وميسور! وذلك بمجاهدة أنفسهم كما قال ذلك الداعية المسلم؛ الذي أوصى أتباعه بقوله: " أقيموا دولة الإسلام في نفوسكم تقم لكم في أرضكم"
ومع ذلك فنحن نجد كثيرًا من أتباعه يخالفون ذلك، جاعلين جُل دعوتهم إلى إفراد الله عز وجل بالحكم، ويعبرون عن ذلك بالعبارة المعروفة: " الحاكمية لله ". ولا شك بأن الحكم لله وحده ولا شريك له في ذلك ولا في غيره، ولكنهم؛ منهم من يقلد مذهبًا من المذاهب الأربعة، ثم يقول - عندما تأتيه السنة الصريحة الصحيحة -: هذا خلاف مذهبي! فأين الحكم بما أنزل الله في اتباع السنة؟!.
ومنهم من تجده يعبد الله على الطرق الصوفية! فأين الحكم بما أنزل الله بالتوحيد؟! فهم يطالبون غيرهم بما لا يطالبون به أنفسهم، إن من السهل جدًّا أن تطبق الحكم بما أنزل الله في عقيدتك، في عبادتك، في سلوكك، في دارك، في تربية أبنائك، في بيعك، في شرائك، بينما من الصعب جدًّا أن تجبر أو تزيل ذلك الحاكم الذي يحكم في كثير من أحكامه بغير ما أنزل الله، فلماذا تترك الميسر إلى المعسر؟! .

هذا يدل على أحد شيئين: إما أن يكون هناك سوء تربية، وسوء توجيه. وإما أن يكون هناك سوء عقيدة تدفعهم وتصرفهم إلى الاهتمام بما لا يستطيعون تحقيقه عن الاهتمام بما هو داخل في استطاعتهم، فأما اليوم فلا أرى إلا الاشتغال كل الاشتغال بالتصفية والتربية ودعوة الناس إلى صحيح العقيدة والعبادة، كل في حدود استطاعته، ولا يكلف الله نفسًا إلا وسعها، والحمد لله رب العالمين.
وصلى الله وسلم على نبينا محمد عليه وآله وسلم.

Her Müslüman'a Düşen Görev Allah'ın Hükümlerini Gücünün Yettiği Kadar Hayatının Bütün Alanlarında Uygulamaktır.
O halde her Müslüman gücü yettiği kadarıyla çalışmakla görevlidir. Allah hiç kimseye de güç yetireceğinden fazlasını yüklemez. Sahih tevhidi ve sahih ibadeti gerçekleştirmek ile Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyen bir ülkede İslam devletini inşa etmek birbirlerinden ayrılmaz şeyler değildir. Çünkü Allah'ın indirdiği ile hükmedilecek ilk husus tevhidin gerçekleştirilmesidir. Şüphesiz bazı çağlarda meydana gelmiş özel bazı durumlar vardır. Bu ise ayrı kalmanın(uzletin) karışmaktan daha hayırlı olacağı dönemlerdir. Böyle bir dönemde Müslüman herhangi bir dağ yolunda tek başına çekilip Rabbine ibadet eder böylece insanların kendilerine ve kendisinin de onlara vereceği kötülükten uzak kalır. Bu hususta oldukça fazla hadis rivayet edilmiştir. Asıl olan ise İbn Ömer'in şu hadisinde geldiği gibidir:
"İnsanlarla birlikte olup onların eziyetlerine sabredip katlanan bir mümin, insanlarka beraber olmayıp onların eziyetlerine katlanmayan bir müminden daha hayırlıdır."

İslam devleti hiç şüphesiz yeryüzünde Allah'ın hükmüni uygulamak için bir araçtır fakat bizatihi gaye değildir.
Bazı davetçilerin şaşırtıcı hallerinden birisi de onların yerine getiremeyecekleri işleri önemsemeleri ve buna karşılık görevleri olan ve kendilerine kolay gelen işleri terk etmeleridir. Terk ettikleri husus ise o müslüman davetçinin söylediği ve kendisine uyanlara tavsiye ettiği nefisleriyle mücadeledir:

'Kendi nefislerinizde İslam devleri kurun ki topraklarınızda da kurulabilsin.'

Bununla birlikte bizler ona uyanların pek çoğunun bu hususta ona muhalefet ettiklerini, bütün davetlerini Allah'ın tek egemen olarak tanınmasına hasrettiklerini, bunu da bilinen "Hakimiyet Allah'ındır." İfadesiyle dile getirdiklerini görüyoruz. Şüphesiz ki hüküm/egemenlik bu hususta ve başka herhangi bir hususta, herhangi bir ortağı bulunmayan yalnızca Allah'a aittir. Fakat onlardan kimisi bugün dört mezhepten birini taklit eder. Daha sonra da sahih ve sarih(açık) Sünnet'ten olan bir buyruk kendisine ulaşınca bu benim mezhebime muhaliftir der. Peki, Sünnete tabi om ak hususunda Allah'ın indirdiğiyle hükmetmek nerede kaldı?
Onlardan kimisinin sofi tarikatlara göre Allah'a ibadet ettiğini görürsünüz. Peki, tevhide dair Allah'ın indirdikleriyle hümetmek nerede? Bunlar kendilerinden istemedikleri şeyleri başkalarından isterler. Kendi akidende, ibadetinde, yaşayışında, evinde, çocuklarının eğitiminde, alışverişinde, Allah'ın indirdiği hükümleri uygulamak oldukça kolayken, diğer taraftan hükümlerinin pek çoğunda Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeyen o yöneticiyi zorlaman yahut yerinden etmen ise pek zordur... Niçin kolayı terk edip zor olana yöneliyorlar ki?
Bu durum iki hususa delildir. Ya ortada kötü bir eğitim ve kötü bir yönlendirme söz konusudur yahut da yapabilecekleri şeylerle ilgilenmekten kendilerini alıkoyan, yapamayacakları şeylere ehemmiyet göstermeye iten kötü bir akidenin varlığı söz konusudur. Bugün benim görüşüme göre bütün çalışmaların odağı Tasfiye, Terbiye ve insanları sahih akide ve ibadete davet etmektir.
Herkes kendi gücü ölçüsünde çalışmalıdır. Allah hiç kimseye güç yetirebileceğinden fazlasını yüklemez.. Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun. Nebimiz Muhammed'e, onun aile halkına salat ve selam olsun.


Yorumlar - Yorum Yaz


قَلِيلاً مِّنْهُمْ
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam7
Toplam Ziyaret45599
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.82503.8404
Euro4.50544.5235
Hava Durumu
Anlık
Yarın
11° -1°
Saaat