Üyelik Girişi
Metodik Konular
Fıkhi Meseleler

Divane

 

“Vedud. Vedud, Ya Vedud.”

Sabahın sessizliği içinde bir anda yükselen bu haykı­rışlar, köyün sıradışı insanı Divane'ye aitti. Her sabah güneşle birlikte evden çıkarken, önce kapının önünde dura­rak uzun bir süre etrafına bakınır ve sonra ellerini, gözlerini ve gönlünü semaya yönelterek “Vedud, Vedud. Ya Vedud” diye haykırırdı. Köylüler bu haykırışlarla ilk karşılaştıklarında bunun ne anlama geldiğini pek anlaya­mamışlar ve Divane'yi sevmelerine rağmen bir daha böyle bağırmamasını tenbih etmişlerdi.

Tabi ki bu tenbihi hiç dinlememişti Divane!.

Yine her sabah evin önüne çıkıyor, yine her sabah aynı şekilde bağırıyordu. Köylüler kızmaya, ortam gerilme­ye başladığı bir sırada Yakup hoca köye gelmişti. Uzun yıl­lardır yayla yolu üzerindeki kerpiç evinde tek başına yaşa­yan Yakup hoca. köye çok az inmesine ve insanlarla çok az konuşmasına rağmen bütün köylüler tarafından saygı duyulan ve dikkate alınan bir kişiydi. En şakacı insanlar bile onun karşısında ciddi olur, oturuşlarına ve konuşmala­rına dikkat ederlerdi. Divane'nin haykırışları Yakup hocaya anlatıldığı zaman her nedense hiç şaşirmamış ve bir süre düşündükten sonra etrafındaki köylülere şöyle demişti.

“Vedud, Allah'ın bir esması yani güzel bir ismidir. Çok seven, çok sevilen ve kendisine çok sevgi beslenilen anlamına gelir. Allah'tan başka şeylere sevgi besleyenler için, belki de bu esmanın, bu ismin dünya yaşantısında fazlaca bir önemi yoktur. Fakat perdeler kalktığı, hak ve hakikat ortaya konulduğu zaman herkes çok iyi anlayacak­tır ki, gerçek ve ebedi sevginin yegane sahibi Allah (c.c.)dır. Lutfuyla, rahrnetiyle, şefkatiyle, cemaliyle sevilen, çok sevilen, pek çok sevilen Allah (c.c), ebedi ve yüce tüm sevgilerin biricik kıblesidir. Tabi ki önemli olan bu sevgiyi dünyada farkedebilmek, doğru kıbleye, doğru adrese yö­nelen böyle bir sevgi ile dünya yaşantısında iken tanışabilmektır. Umarım ki Divane'nin “Ya Vedud” haykırışları, sizlerin böyle bir sevgi ile tanışabilmenize vesile olur. Al­lah'tan başkasına yönelen sevgileri, gerçek kıbleye yönel­ten bir ayet. bir işaret olur. Her yeni güne başlarken muh­taç   olduğum  bu  haykırışları  ben  de  duymak,   ben   de işitmek isterdim.”

Yakup hocanın bu sözleri köylüler üzerinde çok etkili olmuş ve söz konusu gerginlik ortadan kalkmıştı. Artık bir rahatsızlık değil, bir hoşnutluk duyuyorlardı Divane'nin bu haykırışlarından. Onun bu sözlerini dilleriyle ve gönülleriy­le kendileri de tekrar ediyorlar, meselenin farkında olanlar mutlak sevginin Allah'a sadece Allah'a yöneltilmesi gerek­tiğini kendilerine bir kez daha hatırlatıyorlardı.

Divane'nin ise hiçbir şey umurunda değildi!.

Köylüler kendisine kızmış veya kızmamış, sevmiş veya sevmemiş hiç önemsemezdi. Tek hedefli ve tek merkezli bir yaşantısı vardı Divane'nin. Allah'ı her şey ile hoş­nut etmek ve Allah'tan istediği, Allah'tan dilediği, Allah'tan dilendiği tek bir şey ile hoşnut olmak. Allah'tan istediği bu tek şeyin ne olduğunu ise sadece bir kişiye an­latmış, bir kişiyle paylaşmıştı Divane. İstiridyenin içindeki bir inci gibi sakladığı, bir inci gibi büyüttüğü bu dileğini hiç kimsenin bilmesini istemez, bu gizli dileğini herkesten sa­kınır, herkesten kıskanırdı.

Divane koskoca köyde sanki yalnız, sanki tek başına yaşıyordu. Bir insan yalnızken nasıl rahat hareket eder, nasıl rahat konuşursa. Divane kalaba­lıklar içinde de aynı rahatlıkla hareket eder, aynı rahatlıkla konuşurdu. Konuştuklarına bir cevap, bir karşılık'da bekle­mezdi insanlardan. İnsanlar onun konuştuklarını anİamış ya da anlamamış, cevap vermiş ya da vermemiş hiç umur­samazdı. Çok tuhaf soruları da vardı Divane'nin!. Bazen karşılaştığı insanlara “Nereye gidiyorsunuz?” diye sorar, in­sanlar da çarşıya, kahveye, eve gibi gittikleri yeri söyledik­lerinde başını iki tarafa sallıyarak “Hayır, bilemediniz!.” der ve sonra yürür giderdi.

Divane insanlarla olan iş ilişkisinde ise hak ve huku­ka çok riayet eder, insanların bir işini yaptığında her za­man hakettiğinden daha azım talep ederdi. İyi bir budakçı olduğu için birçok köylü budak işlerini ona verir, onun yapmasını isterdi. Aldığı bir işi yarım bıraktığı veya verdiği bir sözü yerine getirmediği hiç görülmemişti. Çünkü kolay kolay söz vermez ve bir işi bitirmeden diğer bir işi kesinlik­le almazdı. Budayacağı bir bahçeye girdiği zaman önce orasını gezer, bütün ağaçları dikkatlice gözden geçirir ve sanki o ağaçlan bir süre dinler, o ağaçlarla bir süre konu­şurdu. Kesilmesi gereken yetişkin bir dalı kesmeden önce o dalı eliyle okşadığı ve o dala bir şeyler mırıldandığı çok görülürdü.

Çocuklara karşı da bir başka ilgisi, bir başka sevgisi vardı Divane'nin. Onlarla uzun uzadıya konuşur, onların tüm çocuksu sorularına yine çocuksu olan bir bilgelikle ce­vap verirdi. Onlarla aynı yaşta, aynı başta gibi şakalaşır, onların bazı oyunlarına ortak olurdu. Herhangi bir çocuk hastalandığı zaman her gün onun evine gider ve kendisini içeriye buyur etmelerine rağmen kapıdan içeriye hiç gir­meden elindeki bisküvi veya çukulatayı çocuğun annesine vererek onun durumunu sorardı.

Kız çocuklarına karşı sanki daha şefkatli, sanki daha merhametliydi Divane. Nazlı nazlı etraflarına bakman, çocuksu bir cilveyle omuzlarını kaldıran, bir taraftan diğer ta­rafa muhteşem bir hicret heyecanıyla koşuşturan bu kız çocuklarını, rengarenk billurlardan canlı bir biblo gibi gö­rür ve sanki kırılıvereceklermiş korkusuyla onlara hiç do­kunmaz, hiç dokunmak istemezdi. Bu küçük kız çocukları­na mısır püsküllerinden oyuncak bebekler yapar, hepsinin ismi Gülbenaz olan bu bebekleri yine hepsini “Gülbenaz” diye çağırdığı bu kız çocuklarına dağıtırdı.

Gülbenaz!.

Bir göçmen kızıydı bu!. Asıl adı Ahmed olan Divane'nin yıllar önce bir kez gördüğü, bin kez sevdiği ve uğ­runa deli divane olduğu güzel bir kızdı Gülbenaz!. Oysa bir kez. sadece bir kez görmüştü Gülbenaz'ı!. Ailesiyle beraber köydeki bir akrabalarını ziyarete gelen bu kızla bir kere karşılaşmış, onun kendisine bakan gülen gözlerini bir kere görmüştü.  Fakat bu yetmişti Ahmed'e!.  Artık her gözde Gülbenaz'ı görüyor, gördüğü her şeyde Gülbenaz'ı düşünüyordu. Üç-dört ay bu duyguların yaşanması ve her geçen gün daha bir kabarmasıyla geçtikten sonra bazı bü­yükleriyle konuşan Ahmed. bu kızla evlenmek istediğini söyledi.

Ancak olmadı!.

Kızın ailesi hiç düşünmeden reddetti bu teklifi. Tarla­sı, bahçesi olmayan böyle bir fakir gence verecek kızları­nın olmadığını söyleyerek bir daha gelmemelerini istediler. Bu kesin ve olumsuz cevabı Ahmed'e ileten köylüler, ona bu kızdan vazgeçmesi gerektiğini anlattıktan sonra şayet isterse kendisini başka bir kızla evlendirebileceklerini teklif ettiler.

Fakat Ahmed hiç duymadı, hiç dinlemedi bu teklifi!. Sevdiği kızdan ve sevdasın­dan vazgeçmek de neyin nesiydi!. Ahmed yüreğinden ay­rılsa da, yüreği bu sevdadan ayrılmazdı, ayrılamazdı ki!. Ahmed için olacak bir şey değildi bu!. Kendisi sevdiği kızı alamasa bile, kendisinden bu sevdayı kim alacak, kim ala­bilecekti!. Hem Ahmed'den bu sevdayı aldıkları zaman. Ahmed'den geriye hiç ama hiçbir şey kalmazdı ki!.

Aylar bu sevdanın büyümesiyle, yıllar bu sevdanın mayalanmasıyla geçmeye başladı. Ahmed aklı başında bir insan değildi artık!. Bütün kız ço­cuklarına Gülbenaz diyor, otururken veya yolda yürürken yanında hissettiği Gülbenaz'a bakıyor, Gülbenaz ile konu­şuyordu!. Köyün delisi, köyün divanesi olmuştu Ahmed. Fakat divane olmasından da ve kendisine Divane denilme­sinden de hiç rahatsız değildi. Nitekim ona takılmak için “Her eve bir divan, her köye bir divane gerekir” diyenlere hiç kızmıyor, ciddi bir yüz ifadesiyle “Doğru. Siz divan olun, ben divane” cevabını veriyordu.

Küçük büyük herkesin sevdiği bir insandı Divane. Hiç kimseden bir şey istemez, hiç sormadan herkese yardım etmeye çalışırdı. Köylüler sevdikleri kadar acımaya da baş­lamışlardı Divane'ye. Her geçen gün sevdasına sevda ka­tan, her geçen gün daha bir mahzunlaşan bu gence yar­dım edebilmek için aralarında toplandılar. Köyün varlıklı insanları bu fakir gence bir bahçe ile altı dönüm toprak vermeyi kararlaştırdılar ve hep birlikte Gülbenaz'ın ailesine tekrar gittiler.

Bu yeni durumu Gülbenaz'ın ailesi de olumlu karşılıyarak “Tamam, bize göre mahzur yok. Kızımız kendisiyle görüşsün, kabul ederse bu iş olur” dediler. Nitekim kısa bir süre sonra Gülbenaz köydeki akrabalarının yanına tekrar geldi. Artık tüm mesele, Divane'nin Gülbenaz ile görüşme­sine kalmıştı. Bütün köylü seferber olarak Divane'yi bu görüşmeye hazırladılar. En yeni elbiseler giydirildi, en güzel kokular sürüldü, en güzel nasihatler edildi Divane'ye. Ama hiç konuşmuyordu Divane!. Yeşil gözlerinde sevinç şim­şekleri çakıyor, söylenilen her güzel söze başını sallıyor fa­kat hiç, ama hiç konuşmuyordu.

Ve kızla karşılaştırdılar Divane'yi!. Uzun yulardır hazan yaşanan gözlerine ilk kez bahar gelmiş gibi yeşermiş, yeşerivermişti Divane'nin yeşil gözle­ri. Öylece Gülbenaz'a bakıyor, öylece Gülbenaz'ı seyredi­yordu. Divane'yi bıraksalar bir ömür boyu hiç kıpırdama­dan, hiç hareket etmeden, hiç nefes almadan seyretmek isterdi bu kızı. bu sevdalısını.

Divane nin kendisine hayran hayran baktığını fakat hiç konuşmadığını gören Gülbenaz, kendisi konuşmasa Divane'nin hiç konuşmayacağını anlayarak bu sessizliği boz­mak istedi. Çok narin ve kibar gözüken dudaklarım açıp bu narinliğe ve kibarlığa hiç yakışmayan kaba bir ses to­nuyla “Ahmeed. sen beni çok mu seveyon!” diye sordu.

Gözleri hayretle açılan Divane, bir alemden bambaş­ka bir aleme düşüyormuş gibi hissetti kendisini!. Acaba yanlış mı duydum diyerek, hala kulaklarında çınlayan sesi bir kere daha dinledi. Yok, aynı sesti ve aynı sözdü duy­duğu!. İyi ama “Ahmeed. sen beni çok mu seveyon!” di­yen bu kız da kimdi ve Gülbenaz. Gülbenaz nereye gitmiş­ti? Yıllardır beraber yürüdüğü, hayaliyle konuştuğu ve yüreğine değen sımsıcak sesini dinlediği Gülbenaz nere­deydi? Telaş içinde karşısındaki kızın gözlerine, gözlerinin içine bakarak aramaya başladı Gülbenaz'ı!. Fakat baktıkça karşısındaki kızın Gülbenaz olmadığını görmeye, Gülbenaz olmadığını anlamaya başlamıştı. Duygularının ve düşünce­lerinin çılgınlaştığını hissetti. Herbir duygusu ve herbir dü­şüncesi, her şeye isyan edercesine ayağa kalkmıştı. Nere­deydi sevdiği, neredeydi sevdalısı, neredeydi Gülbenaz?

“Söyle lan!. Beni çok mu seveyon?”

Kızın söylediği bu ikinci söz. Divaneyi kendine geti­ren ikinci bir şok etkisi yapmıştı. Nereye baktığını bilen gözlerle kıza bir süre baktıktan sonra ağlamaya, çılgınlar gibi ağlamaya başlamış ve kızın yanından hemen ayrılarak “Değilmiş, gerçek değilmiş” hıçkırıkları içinde köyden uzaklaşmıştı.

Ve yaklaşık onyedi gün, hiç kimse görmedi ve hiç kimse bir haber alamadı Divane'den. Bu süre zarfında nereye gitmişti, ne olmuştu kimse bilmiyordu!. Onyedi gün sonra köye döndüğünde ise sanki başkalaşmış, sanki bir başka insan olmuştu Diva­ne. Artık muntazaman namaz kılmaya ve her sabah evden çıkarken “Vedud. Vedud, Ya Vedud” diye haykırmaya başlamıştı. Kız çocuklarına yine “Gülbenaz” diyor fakat ar­tık bu hitapla o göçmen kızını değil, bir başkasını, kesinlik­le ve kesinlikle bir başkasını kastediyor gibiydi!.

 

.........

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz


قَلِيلاً مِّنْهُمْ
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam7
Toplam Ziyaret45599
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.82503.8404
Euro4.50544.5235
Hava Durumu
Anlık
Yarın
11° -1°
Saaat