Üyelik Girişi
Metodik Konular
Fıkhi Meseleler

Hadis Literatürü

Ravi hadisi rivayet eden kisidir. Bir ravi hadisi baskasindan aldiginda aldigi kisiye o ravinin seyh'i denir. Hadisi alan ravi de talib'dir. Hadis almaya ahz, baskasina rivayet etmeye de eda tabir edilir. 

Sened hadisi rivayet eden raviler zinciridir. 

Cerh ve ta'dil ilminde ravilerin kalitesini belirtmek icin sika (hadis rivayetine tam ehil kisi) dan vadda (hadis uyduran kisi) ya kadar çesitli tabirler kullanilir. Bir ravi, durumu arastirildiktan sonra, ya bu iki uçtan birinde, ya da arada bir yerde degerlendirilir. 

"Sika" da iki sart aranir: Adl ve zabt. Adl ravinin hadisi bozmadan rivayet eden dürüst bir müslüman olmasi, zabt ise hafizanin kuvvetli olmasi özelligidir. 

Hadisin ne sekilde rivayet edildigi de önemlidir. Bunlardan bazilarina sema, kiraet, icazet denir. Sema talibin seyhden dogrudan isitmesidir. Kiraet ise talibin hadisleri bir yazili metinden okuyarak seyhine arzetmesi, seyhin de onlari rivayet ettigini onaylamasidir. 

Burada, yazili belgelere günümüzde haber bakimindan verilen önemi göz önüne alarak bir noktaya dikkat çekmekte yarar var: 

Sema hadisçilerin nazarinda en saglam ahz yoludur. Her ne kadar ilk hicri asirlarda hadislerin yazilmasi vukubulmus aksini iddia eden müstesriklere gereken cevaplar verilmisse de bu, semanin birinci derecedeki önemini azaltmaz. Çünkü hadis tahsilinde asl olan kalitedir. Mesela tarihi bir vesika bulunsa hadisçiler su sorulari soracaklardir: Bu vesikayi kim yazmistir? Bu kimse haber vermede ne kadar dürüsttür? Vesikada yazdigi haberleri ögrenip yazincaya kadar hafizasinda bozmadan tutabilmis midir? Olayi bizzat kendisi mi müsahade etmistir yoksa baskasindan mi almistir? Yazdigi haber siyasi ise, bu kisi taraf midir veya ona yazdirilmis midir? Daha sonra bu vesikada tahrifat yapilmis midir? Görüldügü gibi vesikanin sahte olmadigi bilinse bile bu yetmemektedir. Halbuki haberin dogrudan raviden dinlenmesinde bu zorluklar en aza iner. Elbette ki ravi hadisi ahz ederken seyhin hadisi hem ezberden bilip, hem de yazdigi bir kagittan okumasi daha da kuvvetlidir. Bu konuda hadisçilerin nasil titiz davrandigina dair bir örnek verelim: 

Tirmizi (r.a) bir hadisi senedi ile rivayet ettikten sonra bu hadisdeki seyhi Abd b. Humeyd'in, Muhammed b. Fadl'in sunu anlattigini söyler: 

"Yahya b. Main ilk benim önümde oturdugu zaman bu hadisi sordu. Ben de Hammad b. Seleme bize tahdis etti (diyerek hadisi edaya basladim) Yahya dedi ki keske defterinizden rivayet etseniz? Ben de defterimi getirmek üzere kalktim. Elbisemden tuttu ve önce bana (hafizanizdan) yazdirin. (Defteri getirmeden önce) tekrar size kavusamamaktan korkuyorum dedi. Bunun üzerine hadisi yazdirdim, sonra çikip defterimi getirdim ve ona (hadisi) okudum." 
Muhaddislerin ravilerin kalitesi üzerinde ne kadar dikkatle durduguna da Imam Malik su sözleri ile isaret etmektedir: 

"Bu ilim, yani hadis ilmi dindir. Artik dininizi kimlerden aldiginiza dikkat ediniz. Su direklerin dibinde Rasulullah (s.a.v) söyle buyurdu diyenlerden yetmis zat gördüm ki her hangi birisine beytülmali teslim ederseniz yine emin sayabilirsiniz. Böyle iken onlarin hiç birisinden ahz etmedim. Çünkü bu isin ehli degillerdi. Sonra memleketimize Ibn-i Sihab-i Zühri gelince hepimiz kapisina kosup üst üste yigilirdik." 
Hadislerin çesitli yönlerden siniflandirilmasi: 
Sihhat yönünden: 
Sahih: Asagidaki üç sarti saglayan hadise denir: 

senedinde kopukluk olmamasi (muttasil olmasi) 
Bütün ravilerin sika olmasi 
Illet ve sazlik bulunmamasi 
Bu son sartin arastirilmasi zor olup, bunda ancak Buhari gibi büyük hadis mütehassislari derinlesebilmislerdir. Illet ve sazlik olmasi durumu, ilk bakista hadisin sened ve ravi yönünden saglam gözükmesine ragmen, metin veya senedde gizli bir bozukluk olmasi halidir. Eger muallel (illetli) veya saz ise hemen zayif hadis mertebesine iner. 
Hasen: Sahih hadisin sartlari bunda da geçerlidir. Su farkla ki ravilerden birisi iyi olmasina ragmen hafiza gücü gibi bir bakimdan sika mertebesine çikamamissa o hadis "hasen" olur. Hasen hadis sahihden asagi fakat ona yakin, zayif hadisden yukarda bir yerdedir. 

Zayif: Genelde sahih ve hasen sartlarini, senedde kopukluk (munkati) olmasi, ravilerden bir veya bir kaçinin zayif görülmesi, illet, ve diger sebeplerden dolayi saglayamayan hadisdir. 

Mütevatir: Yalan üzerine birlesmesi aklen imkansiz olan bir grup insanin rivayet ettigi hadisdir. Bu sart her tabakada tahakkuk etmelidir. Mütevatir hadise "kesin" gözü ile bakildigindan inkari tehlikeli görülmüstür. Mamafih mütevatirlerin sayilari pek azdir. 

Mevzu: Uydurma hadisdir. Kimi alimlere göre mevzu hadis, zayif hadislerin en düsük derecesidir. Bir baska görüse göre de mütevatir ve mevzu hadisler, ilki kesin oldugundan, ikincisi de uydurma oldugundan hadis arastirmalarina dahil edilmezler. 

Sahibi yönünden: 
Merfu: Peygamber (s.a.v) e ait olan hadisdir. 

Mevkuf: Söz veya fiilin sahabiye ait oldugu hadisdir. 

Maktu: Söz veya fiilin tabiiye ait oldugu hadisdir. 

Bir hadisin merfu olmasi onun sahih oldugunu göstermez. Merfu bir hadis pekala sahih, hasen veya zayif olabilir. 

Senedde uzunlugu yönünden: 
Ali: Senedin muttasil olmakla birlikte az sayida raviden olusmasidir. 

Nazil: Seneddeki ravi sayisinin çok olmasidir. 

Elbette ki hadisin az sayida insandan geçerek muhaddise ulasmasi tercih edilir. Mamafih nazil bir hadisin ali'den daha sahih olmasi da mümkündür. 

Hadislerin sihhatlerine göre hükmü: 
Sahih ve hasen hadisler ictihada elverisli kabul edilirler. Zayif hadisler ise müctehidin metoduna, hadisin zayiflik derecesine, kendini destekleyen baska hadisler olup olmamasina göre kabul veya red edilirler. Zayif hadisler genelde ictihada elverisli görülmese bile "fedail-i a'mal" konularinda, yani insanlari iyi amellere tesvik etme babinda anlatilabilirler. Çünkü zayif hadis, mevzu hadis gibi uydurma olmayip ictihadda, helal, haram gibi onemli konularda istifade edilebilecek kuvvete çikamamis hadisdir. Mevzu hadisle, zayif hadis arasindaki bu fark hatirda tutulmalidir. 

Mevzu hadislere gelince, muhaddisler bunlarin asilsiz oldugu belirtilmeksizin söylenmesinin, yazilmasinin haram oldugunu söylerler. Çünkü böyle bir hadisi gören kisi onu peygamberimize ait sanacaktir. Mevzu hadisler asilsiz olduklari belirtilerek insanlari bunlara karsi uyarmak için söylenip yazilabilir. 

Hadisde metin ve sened tenkidi: 
Bir hadisin makbul olup olmadiginin arastirmasi iki safhadan geçer: 

Metin tenkidi 
Sened tenkidi 
Metin tenkidi hadisin metninin incelenmesi ile içinde tutarsizliklarin olup olmadiginin, daha kuvvetli ve yaygin hadislerle çelisip çelismediginin arastirilmasidir. 

Sened tenkidi ise senedin yapisinin incelenmesi ve tarihi bilgilerle ravilerin ömürlerine bakarak kopukluk olup olmadiginin, ravilerin rivayete ehil olup olmadiginin arastirilmasidir. 

Metin ve senedden bahsetmis iken muhtemel bir süphenin izalesi için muhaddisler nazarinda hadisin metin ve senedden olustugu bilinmelidir. Bazen büyük muhaddislerden bahsedilirken yedi yüz bin hadis yazmistir, bir milyon hadis toplamistir gibi ifadelere rastlanir. Bunlar süphesiz kabaca rakamlar olmakla birlikte, yine de okuyucuya mübalagali gelebilir. Gerçekten de peygamberimizin nübüvvet yillari, bilhassa hicret sonrasi günleri göz önüne alinirsa bu rakamlar çok fazladir. Ama her hadisin muhaddislerce sened ve metni ile birlikte bir bütün olarak görüldügü bilinirse durum anlasilir. Mesela Ahmed Naim Tecrid-i Sarih tercümesinde söyle der: "'Ameller niyetlere göredir' hadisini Hafiz Ebu Ismail-i Ensari-i Herevi yalniz Yahya b. Said-i Ensari ashabina varmak üzere yedi yüz tarikten kayd ve zabt eylemisdir." Yani yalniz bu hadisin yedi yüzden fazla senedi var demektir ki hadis sened ve metni ile birlikte bir bütün sayildigindan bu metinde yedi yüzden fazla hadis var demektir. Artik diger hadisler de nazar-i dikkate alinirsa hadis sayisinin ne kadar kabarik rakamlara ulasacagi tasavvur edilebilir. Bu rakamlari daha da artiran bir diger husus sahabe ve tabiinin söz ve fiillerine de hadis denmesidir. (Yukarida tarifi geçen mevkuf ve maktu hadisler) Böylece bir milyon, su kadar yüz bin gibi ifadelerin hiç de mübalagali olmadigi ortaya çikar. 

HADISLERIN TOPLANMASI, HADIS KITAPLARI 
Hicri ilk asirda hadisler yazmaktan daha çok sözlü olarak ve ezberden rivayet ediliyordu. Daha sonra çikan fitne ve kargasaliklarda bazi siyasi guruplarin kendi lehlerine hadis uydurmalari, asr-i saadetin giderek daha çok geride kalmasi gibi sebepler, ashab-i kiramin ögrencileri olan tabiin hazeratinin ve onlardan sonraki muhaddislerin hadisleri toplamalarina ve bu konuda çok titiz davranmalarina yol açti. Pek çoklari bir iki hadis almak için günlerce, haftalarca süren yolculuklara çiktilar. 

Hadislerin yazilarak mecmualarda toplanmasi Ömer b. Abdülaziz zamaninda, ikinci hicri asrin ortalarinda baslamis, asagi yukari üçüncü hicri asrin ortalarinda Buhari ve Müslim'in sahihleri ve diger bazi sünenlerin yazilmasi ile kemale ermistir. 

Hadis kitaplarinin türleri: 
Hadis kitaplarinin türlerinden bir kismi sunlardir: 
Cami: Akaid, ahkam, zühd, edeb, tefsir, siyer, fitneler, menakib konularindaki hadisleri toplayan eserlere denir. Mesela Buhari'nin sahihi bir "cami" dir. 

Sünen: Yalnizca namaz, oruç, taharet vb. ahkam hadislerini havi kitaplardir. Sünen-i Ebu Davud, Sünen-i Nesai gibi. Tirmizi nin sünenine cami de denilir. 

Müsned: Hadislerin onlari rivayet eden sahabe adlari altinda guruplandigi kitaplardir. Mesela önce Ebu Bekir (r.a) in rivayet ettigi hadisler, sonra Ömer (r.a) in rivayet ettigi hadisler,..., diye devam eder. Müsnedlerin en meshuru Ahmed b. Hanbel'in müsnedidir. 

Hadis kitaplarinin sihhatçe en kuvvetli olan altisi Kütüb-ü Sitte adi altinda toplanmistir. Bunlara "sihah-i sitte" veya "usul-u sitte" de denir. Bu alti kitaptan ilk besi Buhari ve Müslim'in sahihleri, Nesai, Ebu Davud ve Tirmizi'nin sünenleridir. Altinci kitap olarak Imam Malik'in Muvatta'sini veya Darimi'nin sünenini koyanlar olmussa da sonunda Ibn-i Mace'nin süneni agirlik kazanmistir. Bu demek degildir ki Imam Malik'in Muvatta'si sihhat bakimindan Ibn-i Mace'den geridedir. Sebep, Muvatta hadislerinin diger hadis kitaplarinda zaten mevcut olmasidir. 

Kütüb-ü Sitte'nin her birinin kendine göre ayri bir meziyeti vardir. Ravilerin ahzinda daha siki sartlar koymus olan Buhari'nin Sahihi Kütüb-ü Sitte'nin sihhatçe en kuvvetli kitabidir. Imam Müslim'in sahihi sihhat bakimindan Buhari'den sonra gelir. Fakat tertibi daha güzel, metin ve senedlerdeki ifadelerde daha titizdir. Subhi es-Salih Ulum-ul-Hadis'inde söyle der: 

"Hadis rivayeti mevzuunda daha çok bilgi almak isteyen Tirmizi'nin camiine, sadece ahkam hadisleri isteyen Ebu Davud'un sünenine, fikhi bablarin mükemmel siralanisini görmek isteyen Ibn-i Mace'nin sünenine müracaat etmelidir. Nesai'nin süneninde ise bu meziyetlerin bir çogu bulunmaktadir." 
Ayrica Nesai'nin süneni Buhari ve Müslim den sonra sihhatçe en kuvvetli olan, en az zayif hadis ihtiva eden kitaptir. Diger üç sünende de az da olsa zayif hadisler bulunmaktadir. 

Bunlardan baska Taberani'nin mu'cemleri, Hakim'in Müstedrek'i, daha bir çok müsnedler, müstahrecler vb. varsa da bunlar sihhat bakimindan Kütüb-ü Sitte'nin asagisindadir. 

Mevzuat kitaplari: Alimler, asilsiz olduklarini bildirmek maksadi ile mevzu hadisleri topladiklari bir çok kitaplar yazmislardir. Bunlardan bazilari Huseyn b. Ibrahim el-Cuzekani'nin Kitab-ul-Ebatil ve Kitab-ul-Mevzuat'i, Suyuti'nin el-Leali el-Masnua'si, Aliyyul-Kari'nin el-Masnu fi Ma'rifet-il-Mevzu adli kitaplaridir. 

SONUÇ 
Hadis ilmi dünyada yalnizca müslümanlara has bir ilim olup tarihçilere parmak isirtmis, bu ilmi degersiz göstermek isteyen müstesrikleri de bir çok sikintilara sokmustur. Dünya tarihinde, peygamberimizden baska, hayati ve risaleti, bütün ayrintilari ile ve çok titiz metodlarla günümüze kadar ulasan baska hiç bir sahsiyet yoktur. Bu sebeple, hadis ilmi müslümanlarin medar-i iftiharlari olup ayni zamanda sünneti bize ulastirdigi için ona sahip çikmak, onun metodolojisini, bize biraktigi muhtesem ilmi mirasi sonraki nesillere aktarmak vazifemiz olmalidir. 

Hadislerden bahsederken de, uluorta ve kulaktan dolma seyleri degil, muteber kitaplardan aldigimiz hadisleri söyleyerek, ilmimiz az da olsa, sünnete asik, mesuliyetini müdrik bir müslümana yarasir titizlik gösterilmelidir. 

Ayrica, muhaddislerin hadis rivayeti ve metin/sened tenkidi metodlarindan bugünkü haber alma/verme ve degerlendirmede ögrenecegimiz bir çok dersler vardir. 

Hadis ilimleri hakkinda daha çok bilgi için, bu yaziyi hazirlamada çok faydalanilan Ahmed Naim'in Tecrid-i Sarih tercemesinin birinci cildine yazdigi nefis mukaddimesine bakilabilir. Bilhassa 82. ve 91. sayfalarda yazdigi çok kaliteli "Metodolojiden bir bahis" ve "Bir Mukayese" ünvanli makalelerinin okunmasi hararetle tavsiye edilir. Bundan baska Subhi es-Salih'in Ulum-ul-Hadis'i (Türkçesi: Hadis Ilimleri ve Istilahlari) da bu konuda agir olmayan, kolay anlasilir bir kitaptir.
adl: ravinin hadisi bozmadan rivayet eden dürüst bir müslüman olmasi. 
ahz: Hadis almak. 
ali: Senedin muttasil olmakla birlikte az sayida raviden olusmasi. 
cami: Akaid, ahkam, zühd, edeb, tefsir, siyer, fitneler, menakib konularindaki hadisleri toplayan eserlere denir. Mesela Buhari'nin sahihi. 
cerh ve ta'dil Hadis rivayet eden kisilerin rivayete ehil olup olmadiklarini arastiran ilim dali (nakd-i rical de denir). 
eda: Hadisi baskasina rivayet etmek. 
hasen: Ravilerinden birisi iyi olmasina ragmen hafiza gücü gibi bir bakimdan sika mertebesine çikamamis, ama kendisi sahih hadis. 
ihtilaf-ul-hadis: Sihhaten ayni kuvvette olup birbiri ile uyusmayan iki hadis arasindaki ihtilafi çözmekle mesgul olan bilim dali. 
ilm-u dirayet-il-hadis: Hadisin kuvvet derecesi, dogrulugu, bizlere saglikli bir biçimde ulasip ulasmadigini arastiran bilim dali. 
kiraet: Talibin hadisleri bir yazili metinden okuyarak seyhine arzetmesi, seyhin de onlari rivayet ettigini onaylamasi. 
Kütüb-ü Sitte: Hadis kitaplarinin sihhatçe en kuvvetli olan altisina verilen isim. 
maktu: Söz veya fiilin tabiiye ait oldugu hadis. 
merfu: Peygamber (s.a.v) e ait olan hadis. 
mevkuf: Söz veya fiilin sahabiye ait oldugu hadis. 
mevzu: Uydurma hadis. 
Mevzuat kitaplari: Asilsiz olduklarini bildirmek maksadi ile mevzu hadislerin toplandiklari kitaplar. 
müsned: Hadislerin onlari rivayet eden sahabe adlari altinda guruplandigi kitaplar. 
mütevatir: Yalan üzerine birlesmesi aklen imkansiz olan bir grup insanin rivayet ettigi hadis. 
muttasil: Senedinde kopukluk olmayan hadis. 
nakd-i rical: Hadis rivayet eden kisilerin rivayete ehil olup olmadiklarini arastiran ilim dali (cerh ve ta'dil de denir). 
nazil: Seneddeki ravi sayisinin çok olmasi. 
ravi: Hadisi rivayet eden kisi. 
sahih: (a) Senedinde kopukluk olmayan (muttasil) ve (b) Bütün ravileri sika olan ve (c) Illet ve sazlik bulunmayan hadis. 
Şaz: güvenilir bir ravinin kendisinden daha güvenilir bir raviye muhalif bir metin ile yaptığı rivayet 
sema: Hadisi talibin seyhden dogrudan isitmesi. 
sened: Hadisi rivayet eden raviler zinciri. 
sünen: Yalnizca namaz, oruç, taharet vb. ahkam hadislerini havi kitaplar. 
seyh: Ravinin hadisi aldigi kisi. 
sika: Hadis rivayetine tam ehil kisi. 
talib: Hadisi alan ravi. 
vadda: Hadis uyduran kisi. 
zabt: Hafizanin kuvvetli olmasi özelligi. 
zayif: Genelde sahih ve hasen sartlarini, senedde kopukluk (munkati) olmasi, ravilerden bir veya bir kaçinin zayif görülmesi, illet, ve diger sebeplerden dolayi saglayamayan hadis. 
HADİS ISTILAHLARI SÖZLÜĞÜ [332] 



ADAB ÎLMİ: Yeme, içme, giyme, oturup kalkma, yolculuk vb. konularla ilgili hadisler. 

ADABU'L-MUHADDİS: Muhaddisin, hadis hocasının, bilhassa hadis öğ­retimi esnasında uyması gereken hususlar, muaşeret kaideleri. 

ABADU'Ş-ŞEYH: Hadis rivayet eden kimsenin, hadis hocasının günlük hayatında ve bilhassa rivayet esnasında uyması gereken hususlar, muaşeret kai­deleri. 

ADABU TALÎBİ'L HADİS: Hadis öğrenme durumunda olan kimsenin uyması gereken hususlar, muaşeret kaideleri. 

ADALET: Kişiyi, Allah ve Resulü (a.s.)'min emirlerini yapıp yasakların­dan kaçınmaya, halk nazarında kişiliğini zedeleyici söz ve işlerden uzak durma­ya sevkeden meleke, hal. Hadis ravisinde bulunması gereken bu vasfın içinde müslüman olmak, akıl ve buluğ şartlan da mütâlâa edilir. 

ADALET BATINA: Hâkim nezdindc ve insanların yanında sabit olsun veya olmasın, bilinsin veya bilinmesin, kişinin, Allah'ın ve Resulü'nün emirleri­ni yerine getirmesi, yasaklanndan ve kendi kişiliğini zedeleyici söz ve işlerden kaçınmayı itiyat edinmesi. 

A'DELU'N-NAS: Ta'dilin 1. mertebesinde bulunan bir râvi hakkında kul­lanılan bir siga. Böyle bir ravinin riveyet ettiği hadisle ihticac edilir. 

ADEMU'S-SIHHAT: Hadisin sahih olmaması. Bu tabir, hadislerin kulla­nışında ne za'if ne de mevzû olmasını gerektirmez. Hakkında bu hükmün sözko-nusu olduğu hadis hasen de olabilir. 

ADİL: Adalet vasfını taşıyan kimse. 

ADL: 1. Adalet vasfını taşıyan, mutedil bir İslam toplumunda hadis nakli konusunda itimada şâyân olan kimse. 2. Ta'düin üçüncü mertebesinde bulunan bir râvi hakkında kullanılabilen bir siga. Böyle bir râvinin rivayet ettiği hadis ihticâc için alınabilir. 

ADL: Scneddeki ravilerden peşpeşe iki veya daha fazlasını atlayarak hadis rivayet etme. 

AFET: Hadisin za'îflik veya mevzû'luk illeti, sebebi. 

AFETUHU FULAN: 1. Hadisin mevzû'Iuğu, münkerliği gibi bir za'irlik sebebini belirtmekte kullanılan bir tabir; 2. Cerhin ikinci mertebesinde bulunan bir ravi hakkında kullanılan bir sigâ. Böyle bir ravinin rivayet ettiği hadis hem ihticâc için hem de itibar için alınmaz. 

AHAD: Ahâd, lugatta "bir" manasına gelen bir şeyin sayısına delalet eden ahad veya vahidin çoğuludur. Istılahta ise, mutevatir olmayan haberlere veril­miş bir isim olarak kullanılan Mesela haberu'l-vâhid (bir kişinin haberi) denir ve bir kişi tarafından rivayet edilen haber kesdedilir. Haber-i âhâd da birer kişi tarafından rivayet edilmiş haberdir. 

AHAD'IN HABERİ: Mütcvatir derecesine ulaşmayan haber. 

AHBERENA: Semâ, kırâ'at, icazet, munâvele, makrûne bi'1-İcâze ve mukâtebe yoluyla (ve birden fazla şahısla birlikte) alınan bir hadisi başkasına ri­vayet (edâ) ederken kullanılabilen bir eda sîgâsı. Ancak, Özellikle semâ ve kırâ'atın dışındaki alış şekillerinde almış şeklini belirten; icâzeten, munâveleten gibi bir ilave ile kullanılması uygun görülmüştür. Istılah sonraları bilhassa kırâ'at yoluyla alman hadisin rivayetinde kullanılmaya başlandı. Bu durumda; "Hadis, biz dinlerken, rivayet eden hocanın huzurunda okundu, o da onu tasdik etti." manasına gelir ki Müslim'in ve Mcşânima'nın kullanışı böyledir. 

AHİRU'S-SENET: Senedin sahâbi tarafı. Yerine göre müellif tarafının da kastedildiği görülür. 

AHKAM HADÎSLERİ: Haram, helal, mekruh gibi şer'î bir hüküm ihtiva eden hadisler. 

AHZ: Hadisi öğrenip almak, tebellüğ etmek demektir. 

AKL: Temyiz kabiliyetine sahip olma. Râvîde bulunması gereken şartlar­dan biri olan adalet vasfı içinde mütâlâa edilir. 

ÂLA ŞARTTS-SİTTE: Kütübü Sittc'nin hepsinde, rivayet etmiş olduğu hadis bulunan râvî hakkında kullanılan bir tabir. 

ÂLEM: Bir râvîyi diğerlerinden ayırmaya yarayan ismi, künyesi, lakabı. 

ÂLİ: Hadis ıstılahında âlî, bir çeşit isnadın sıfatı olur ve rivayetin, gerek Hz. Peygamber (a.s.)'e ve gerekse meşhur hadis imamlarından birine veya sahih kitaplardan birinin rivayetine, râvi sayısının azlığı dolayısıyla yakın olması ha­linde isnadın kazandığı yüksek değeri ifade eder. Bu, bir bakıma haberin kayna­ğına en kısa yoldan ulaşmak manasına gelir. Bu kısalık, tabiatıyla isnadı da râvi adedinin azlığı ile mümkün olur. 

ÂMM: Kendisiyle bütün mahrukatın kasdedildiği, hükmü herkese şamil olan haber. 

AN: Hadisin hocadan bizzat işitilip işitilmediğini yahud muteber bir yolla alınıp alınmadığını kesin olarak göstermeyen bir edâ sigâsı. Ancak bu sîgayı kullanan râvi mudellis değil âdil ve hocasıyla muasır ise hadisi hocasından duy­muş olduğu kabul edilir. Bununla beraber bu sîga akseriya icâze ve vicâdc yo­luyla alınan hadislerin edasında kullamlar. Muteahhirûndan bazıları bu sîgayı, şeyhin şeyhinin rivayetinde vâki olan icâzed kullamlar. Bu sîganm, rivayet eden için değil de, müşâhade edilsin veya edilmesin, bir olayı, kıssayı nakletmekte kullanıldığı da variddir. Bu durumda "An Fulân", "An Kıssati Fulân" demek olur. 

AN'ANE: Bir hadisi rivayet ederken "an an" kelimesini kullanmak yani, "anfülanın an fülanin" diyerek rivayet etmek. Bu tarz, ravinin şeyhini bizzat dinlemiş olma ihtimalini azalttığı için an'ancli (muanan) hadis zayıftır. 

ANSÂR: Rcsulullah (a.s.) ile muhacirleri kardeşçe karşılayıp bağırlarına basan Medine'li müslümanlar. 

ARZ: Lugütta, bir şeyi bir kimseye göstermek, ibraz ve izhar etmek mana­sına gelen arz kelimesi, hadis ıstılahı olarak, ravinin, elinde bulunan hadisleri şeyhine okuması (arzetmesi) manasında kullanılmıştır. Bu bakımdan, hadisçile-rin çoğuna göre arz, "şeyhe okumak" şeklinde ifade edebileceğimiz 'cl-kira'atu ala'ş-şeyh1 tabirinin tam karşılığıdır. 

ASAHHU'L-ESÂNİD: İsnadlann en doğrusu, en kuvvetlisi ve çok tercih edileni manasına gelen bu tabir, hadislerin, kabul şartlarını hâiz isnadlar arasın­da yaptıkları tercihe delâlet etmek üzere kullanılmıştır. Bir hadis hakkında "bu hadis sahihtir" denildiği zaman, bu sözden şâz ve illetten uzak, âdil ve zabıt olan ravilerden oluşmuş mutassıl bir isnadla rivayet edilmiş hadis anlaşılır. Bu­nunla beraber, sika olan ravilerin de hata yapması veya bazı şeyler unaiması ih­timali dolayısıyla bu sıhhat kesin değildir. Keza bir hadis hakkında "gayri sahih veya zayıftır" denilirse, sahih olan hadiste aranan adalet, zabt, şâz ve illetten uzak olmak şarüanyle, itisalde kusur ve noksanlık bulunan hadisler anlaşılır. 

Ancak bu zayıflık, yalan söyleyenlerin bazan doğruyu söyleyebilecekleri ve çok hata yapanların da bazen hatadan salim olarak hadis nakledebilecekleri ihtimali­ne binâen, zayıf denilen hadislerin yalan olması kesin değildir. 

ASAHHU'L KÜTÜB: İhtiva ettikleri hadisler bakımından "kitapların en sahihi" manasında kullanılan bu tabirle Buhari'nin 'cl-Câmi'us-Sahih'i kasdedil-miştir. 

ASHABIN ADALETİ: Rcsulullah (a.s.)'ın ashabının hepsinin hadis riva­yeti hususunda adelet vasfını taşıdıklarının, naklî ve aklî deliller sebebiyle bir önyargı olarak kabul edilip cerh ve ta'dil faaliyetine tabi tutulmamalan. 

ASHABU'L-BİD'A: Sünnete muhalif görüş ve inanç sahibi olan, sünnete muhalif amel işleyenler. 

ASHABU'L-HADİS: 1. Bütün ihtimamlarını hadis tahsil ve nakline, bil­hassa hukukî meselelerde, bir haber bulduklan sürece celî ve hafi kıyasa müra­caat etmeyerek ahkâmı naslara dayandırmaya verdiklerinden dolayı Hicaz ehli­ne, İmam Malik, îmam Şafı'î, İmam Ahmcd ibn Hanbcl gibilerinin takipçilerine verilen ad.; 2. Hadislere göre amel etmeye gayret eden kimseler; 3. Hadis öğre­nim ve öğretimiyle uğraşan kimseler. 

ASHÂBU'S SÜNENİ'L-ERBA'A: Sünen Erba'a müellifleri olan Ebu Da-vûd, Tirmizî, Ncsâî ve İbn Mâce. 

ASHABU'Ş-ŞURA: Hz. Ömer'in kendisinden sonraki halifeyi seçmek üzere tayin ettiği altı kişi şu zevâddır: Hz. Osman bin Affân, Hz. Ali bin Ebî Talib, Hz. Talha bin Ubeydullah, Hz. ez-Zubeyr ibn'I-Avvâm, Hz Abdurrahman bin Avf, Hz. Sa'd bin Ebî Vakkâs (Allah onlardan razı olsun). 

ASL: 1. Hadis rivayet eden kimsenin, şeyhinin kendisine has olan hadis nüshası, hadis kitabı; 2. Hadis rivayet eden kimse, hoca, şeyh; 3. Sahih ve yay­gın olan, müslümanlar tarafından kabule şâyân görülen hadis kitabı: Usûl Hamse, Usûl Sitte gibi; 4. Hadis kitabında herhangi bir bölümün islinad ettiği, ona delil ve dayanak olan müsned hadis; 5. Sened; 6. Mâna ile rivayet edilmek vb. şekillerle genişletilmiş bir hadisin ilk nüvesi, ilk şekli, böyle bir hadisin ana muhtevası. 

AŞERE-İ MÜBEŞŞERE: Hz. Peygamber (a.s.) tarafından cenncüe müj­delenen on sahibiye verilen isim. Ahmed İbn Hanbel, Müsncd'inde Abdurrah­man İbn Avf tarikiyle Hz. Peygamber (a.s.)'dcn naklettiği bir hadiste, bu on sa-habiyi şöyle sıralamıştır: Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Talha, Hz. Zubeyr, Hz. Abdurrahman İbn Avf, Hz. Sa'd İbn Ebî Vakkas, Hz. Ebu Ubcydc İbnul'l-Cerrah, Hz. Saîd İbn Zeyd İbn Amr. 

ATRAF (KİTAPLARI): Hadisin baş tarafından veya tamamına delalet eden, tamamını hatırlatan bir kısmını, "tarafını vermekle yetinerek müteakiben ya hadisin bütün senedlcrini veya muayyen bazı kitaplara bağlı kalarak onlarda geçtiği yerleri, senedlerine de kısaca işaret etmek suretiyle veren kitaplar. Bu kitaplar daha çok sahabe musnedine göre tertib edilmişlerdir. 

AZİZ: Aziz, lugatta "bir adam aziz ve şerif olmak ve bir kimsenin zelil iken kuvvetli ve kudretli olması" manasınadır. Hadis ıstılahında ise; Aziz, bir hadisin garib iken bir başka yönden rivayet edilmek suretiyle kuvvet kazanması ve aziz olmasıdır. [333] 







BÂB: 1. Bir eserde, ana bölümden sonra gelen alt bölüm. 2. Herhangi bir konudaki hadisler. 

BÂTIL: Mevzu manasına kullanılar. 

BEDEL: Bir ravinin, mutemed bir kiiabda yer alan bir hadisin rivayetinde, farklı bir senedle bu kitab müellifinin şeyhinin şeyhinde müellifle birleşmesi. Bunda, sözkonusu ravinin senedindeki ravİIer, müellife uğrayan scncddekilcr-den az olursa bu durumda bedel, 'bedel âlî"; fazla olursa "bedel nazil" ismini alır. Mutlak olarak bedel denince bedel âlî kasdediler. Bedel âlî ekseriye uluvv nisbî'den sayılır. 

Örnek: 

Irâkî - Râvî - Râvî -Râvî - Buharî - Kuteybe - Malik -(1) 

Irâkî - Râvî - Râvî - Serrâc - Ka'nebî - Malik -(2) 

Irâkî - Râvî - Râvî - Râvî - Râvî - Scrrac - Ka'nebî - Malik -(3) 

Bu misallerde, Buhari'nin Sahih'inde bulunduğu farzedilen bir hadisin Irâkfye üç yoldan ulaşması tasavvur edilmiştir. Birincisinde Irâkî, Buhari'nin senedine ulaşmaktadır. Dolayısıyla bu sened, hadisin içinde Buhari ve şeyhleri­nin bulunmadığı diğer bir senedine nisbetle, bu ikinci senedin ravileri daha az da olsa, âlî sayılır (Uluvv Nisbî). İkincisinde Irâkî, Buhari ve şeyhinin şeyhinde (Malik'de) birleşmektedir. Yani burada Buhari'nin şeyhi Kuteybe'den "bedel" olarak Ka'nebî bulunmaktadır. Ravi adedi birincisinden az olduğu için bu bedel, 'bedel âlî" ismini alır. Ancak bu uluvv, mutlaktır. Üçüncüsünde ravi adedi birin­cisine oranla fazla olduğu için "bedel nazil" söz konusudur. 

BİD'AT: Istılahta, dinin ikmalinden sonra ihdas olunan ve dine izafe edi­len şeye denilmiştir. İbnu's-Sekît'in tarifine göre bu muhdes (ihdas olunan şey) bid'attır. Ömer Îbnu'l-Hattab, ramazan aylarında kılman teravih namazı hakkın­da ni'meti'l-Bid'atu hâzihi (bu ne güzel bid'attır) demiştir. Buna göre bid'atı iki kısma ayırmak gerekir. Birincisi; hidayete götüren bid'at, ikincisi ise; dalâlete götüren bid'attir. İlki, Allah'ın ve Resulünün emir ve teşvik ettikleri şeylerdir ki, övülmeğe layıktır, nitekim Hz. Ömer teravih namazı hakkında "bu ne güzel bir bid'at" demiştir. Diğeri ise, Allah'ın ve Resulünün emir ve teşvik ettikleri şeyle­rin hilâfına olan işlerdir; bu da kötülenmeğe ve inkar edilmeğe layıktır 

BİD'AT KÜBRA: Hz. Ali'yi sevmede haddi aşma, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer'i kınamak ve tahkir etmek, bunun propagandasını yapmak. 

BİD'ATU'R-RÂVÎ: Hadis ilminde bid'atu'r-ravi, yani hadis rivayet eden kimsenin bid'ata nisbet edilmesi ve onun bid'at ehlinden sayılması, ta'n sebeple­rinden biridir. 

Bİ'SET: Hz. Muhammed (a.s.)'in fiilen vahiy olarak nübüvvet görevine başlamasının başlangıcı. [334] 







CAMİ: (c. Cevâmi): 1. Konularına, ilk kelimelerinin harf sırasına konul­masına göre çeşitli tasnif düzenlerinde her konudan hadisler ihtiva eden hadis kitabı. 2. Fıkhî bir hüküm taşımayan, belli fıkıh konularından birine girmeyen hadislerin bir araya getirilip tasnif edilmesiyle meydana gelen hadis kitabı. 3. Bir hadis kitabında herhangi bir ana veya tâli bölüme (Kitab veya Bab'a) konul­mayan değişik ve dağınık konulardaki hadislerin yer aldığı, toplandığı kısım. 

CÂMİ'US-SAHİH; Cami ismini alan hadis eserleri arasında sahih vasfını bihakkın kazanmış iki büyük kitap vardır ki, bunlara 'el - Cam i'us-Sahih' denil­miştir. Bunlardan biri el-Buhari'nin diğeri de Müslim'in Sahih'1 eridir. 

CÂRİH: Herhangi bir raviyi, adalet ve zabt sıfatlarını tam taşımadığını söyleyerek tenkid eden. 

CEM: 1. İlk bakışta aralarında çelişki varmış gibi görülen hadislerin arası­nı, birini veya ikisini te'vil etmek suretiyle vb. şekillerde tc'lif etmek, uzlaştır­mak. 2. Her konudan hadisleri, çeşitli tertibîerde bir araya getirerek eser meyda­na getirmek. 3. Muayyen kitaplardaki veya bütün kitaplardaki hadisleri ele alarak, eski veya yeni düzende yeni bir eserde toplamak. 

Örnek: 1. "(Mekke'nin) fethinden sonra hicret etmek yoktur. Fakat cihad ve niyyet vardır. Savaşa çıkmanız istendiğinde ise savaşa çıkınız" (Müslim, İmaret, Ncsâi, Bey'at.) 

"Kafirlerle savaşıldığı müddetçe hicret sona ermeyecektir." (Nesâi, Bey'at) "Tevbe sona ermedikçe hicret de sona ermeycektir. Güneş batış yerinden doğmadıkça da tevbe sona ermeyecektir." (Ebu Davud, Cihad). 

Aralarında zahiren bir tezad görülen bu ve benzeri hadislerin arası; Mekke­'nin fethinden sonra hicretin sona erdiği, aksine ifadeler taşıyan hadislerin bir kısmının fetih öncesi Mekke kafirleri ile ilgili olduğu, diğerlerinin ise kötülüklerden hicret (bunları terketme) manasına geldiği şekilde yurumlanıp cem edil­miştir. Nitekim Resulullah (a.s.) "Muhacir, Allah'ın yasakladığı şeylerden hicret eden (bunları terkeden)dir." buyurur. (Buhari, İmân). 

CEMÂAT: Kütüb-i Sitte müellifleri olan Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Ncsâî ve İbn Mâce kasdedilir. Mecduddîn İbn Tcymiyye'nin 'Munte-ka'İ-Ahbâr' isimli kitabında ve bazı alimlerin özel kullanışında adı geçen zatlara ilaveten, Ahmed ibn Hanbcl de kasdedilir. 

CERH: Ravinin, adalet ve zabt sıfatlarını tam olarak taşımadığının tesbit edilip ortaya konulması. Bunun sonucunda, duruma göre ravinin rivayet ettiği hadis değer kazanır, kabul veya reddedilir. 

CERH ve TA'DÎL İLMİ: Hususi lafız ve kaidelerle, ravilerin cerh ve ta'dil yönünden durumlarını araştırmayı konu edinen hadis bilgi yolu. 

CEVVAL: Yeryüzünde çok dolaşan, hadis toplamak için çok gezenlere ki­naye yollu verilen isim. 

CEYYTD: Lugatta iyi ve güzel manasında kullanılan ceyyid tabiri, hadis ıstılahlarında, sahih'e yakın bir manada zikredilmiştir. "Ceyyid", sahihin altın­da, hasen lizâtihi'nin de üstünde olan bir dereceyi gösterir. 

CUMHUR: Lugatta diğer manaları yanında her şeyin ekserisini ifade eder. Istılah olarak bir meselede aynı görüşü paylaşan ulemanın çoğunluğunu ifade eder. 

CÜZ: 1. Bir kişinin rivayet ettiği hadisleri veya bu konudaki hadisleri ihti­va eden hadis mecmuası. 2. Bir hadis usûlü konusunda yazılan kitap; 3. Tek bir hadisin senedlerini toplayan, inceleyen kitap. [335] 





DELÂ'İL: Resulullah (a.s.)'m peygamberliğini gösteren halleri, mucizeleri. 

DİRAYET: Temkin ve tecrübeye dayalı zeka, Dirâyetu'l-Hadis İlmi: Riva­yetin hakikatim, şartlarını, çeşitlerini, ahkamını, ravinin halini, şartlarını mervi-yatının çeşitlerini ve bunlarla müteallik diğer şeyleri bildiren, bunlarla meşgul olan ilme denir. 

DARB-I MESEL: Örnek vermek. Herhangi bir konunun anlaşılması için önceden veya o anda verilen örneklerdir. [336] 





EDA SIĞALARI: Alınan (tahammül edilen) bir hadisi başkasına rivayet ederken, alınış şekline (tahammül yoluna) uygun olarak kullanılan kalıp ifade­ler. 

EHLU'L-HADÎS: 1. Bütün ihtimamlarım hadis tahsil ve nakline, bir haber (hadis buldukları sürece kıyasa müracaat etmeyerek ahkamı naslara dayandır­maya verenler. 2. Hadisle uğraşan bu ilimde maharet kazanmış olanlar. 

EMALİ KİTAPLARI: Miras, öşür, zekat gibi malların ve gelirlerin duru­mundan bahseden kitaplardır. Böyle kitaplarda daha ziyade malların konumla­rıyla ilgili hadisler cem edilmiştir. 

EMANET: İtimat ifade eden bir sıfattır. Hadis ravîlerindc aranan en önem­li özelliklerden birisidir. Emanet ehli olan bir ravi hadis almada güvenilir birisi­dir. 

ERBA'A: Ebu Davud, Ncsâî, Tirmizi ve İbn Mâcc'nin Süncn'leri. 

ESBAB-I NÜZUL: Ayetlerin inmesine sebeb olan olay ve hadiselerdir. Bunlar ayetlerin anlaşılmasına yardımcı olan faktörlerin önemlilerindcndir. 

ESER: Eser kelimesi haberin eşanlamlısıdır. Ancak Horasan fakihleri bu kelimeyi sahabeden mevkuf olarak gelen haberler için kullanmış, merfü'a da haber demişlerdir. Yani onlara göre Hz. Peygamber (a.s.)'in sözlerine haber, sa­habenin sözlerine (mevkuf) de eser denir. İbn Hacer, hem mevkufa ve hem de maktu'a eser denildiğine işaret eder. En-Nevcvî'ye göre ise, haber, ister merfû, ister mevkuf ve ister maktu olsun, muhaddislerin nazarında hepsi de eserdir. 

ETBAU'T-TÂBİİN: Resulullah (a.s.)'ın ashabım görmüş müslümanlara denir. Hz. Peygamber (a.s.)'in "Hayru'n-Nas" diye tevsif ettiği tabakalann so­nuncusudur. 

EVÂ'İL KİTAPLARI: Müteaddit hadis kitaplarının ilk hadislerini bir ara­ya toplayarak meydana getirilen kitaplar. Bu çeşit kitaplar, içlerindeki hadisle­rin kendilerinden çıkarılmış olduğu kitapların rivayet hakkına sahip olan hoca veya hocalardan sem'a edilerek, sözkonusu kaynak kitapların ilk hadislerinin ri­vayet hakkı elde edilmiş olurdu. Geri kalanların da rivayeti için icazet alınınca bu kitapların rivayet hakkına kısmen semâ (baş tarafları), kısmen de icazet yo­luyla sahip olunur ve bu şekilde rivayet edilirlerdi. [337] 





FAÎDE: Bir hadisden çıkarılan hükümler, istifade edilen çeşitli hususlar­dan herbiri bu başlık altında verilir. Bazı durumlarda izah edilen herhangi bir mevzuun muhtelif meseleleri de "fâide" başlığı altında sunulmaktadır. 

FASIK: 1. Söz ve işlerinde küfür derecesini bulmamak şartıyla dinin emir­lerine uymayıp yasaklarından da sakınmadığı sabit olan müslüman. 2. Büyük günah işleyen veya küçük günah işlemekte ısrar eden müslüman. 

FERD: 1. Senedin bir veya birkaç tabakasında ravi adedi bire düşen hadis; 2. Aslında çok kimse tarafından riveyet edilmiş olmakla beraber herhangi bir hocadan yalnız bir ravinin rivayet etmiş olduğu veya yalnız bir bölge ahalisinin rivayet etmiş olduğu hadis. 3. Ravisinin herhangi bir durumda lekbaşmalık gös­termiş olduğu hadis. 

FEVÂİD: Bir kimsenin, tahammül ettiği bazı hadisleri veya bazı hadis not­larını, bilgilerim ihtiva eden kitab. 

FIKHU'L-HADİS: Hadisin, kendisinden istinbat edilebilecek ahkam ve âdâbtan ihtiva ettiği şey(lcr), hadisten anlaşılabilecek mâna(lar). 

FISK: Fısk, emr-i ilahiyi terk ile isyan edip hak yoldan çıkmak yahut zina ve fücur eylemek manasınadır. 

FUKAHA SEB'A: 1. Tabi'ûnun büyükleri arasında fıkıh bilgileriyle en muşhur olan yedi alim. Hicaz alimlerine göre bunlar şu zcvatdır: Sa'id ibnu'l-Museyycb, el-Kasım ibn Muhammed ibn Ebi Bckri's-Siddîk, Urve ibnu'z- Zu-beyr, Hârice ibn Zeyd ibn Sabit, Ebu Seleme ibn Abdurrahman ibn Avf, Ubcy-dullah ibn (Abdullah ibn) Utbc ibn Mcs'ûd, Ebu Eyyûb Süleyman ibn Yesâr cl-Hilâlî, 2. Sahebcdcn "Yedi Fakih" söz konusu olduğunda ise şu zevat anlaşılır: Hz. Ömer, Hz. Ali, Abdullah ibn Mes'ud, Abdullah ibn Ömer, Abdullah ibn Abbas, Zcyd ibn Sabit, Hz. Aişe. Mutlak olarak Fukahâ Seb'a denince ta-biûnunkiler kasdedilcr. 

FUNUNU'L-HADİS: Metin ve senedlc ilgili muhtelif hadis bilgi kollan. [338] 





GAFLET: Hadis rivayetinde yapılan dikkatsizlik ve dalgınlık. 

GALAT: Hadis rivayetinde hata yapma. 

GARİB: Hadis ıstılahında, metin veya isnad yönünden tek kalmış yahut benzeri, başka raviler tarafından rivayet edilmemiş hadise denilir. 

GARÎBU'L-HADİS: Hadis metninde geçen ve az kullanılması dolayısıyla anlaşılması güç olan kapalı kelimelere verilmiş bir isimdir. 

GAYRU SİKA: Ravilerinin cerhinde kullanılan tabirlerden biri olup, ada­let ve zabt şartlanın taşımayan kimseler hakkında söylenmiştir. [339] 





HABER: Hadis ilminde "hadis" kelimesinin eşanlamlısı olarak kullanılmış ve haber denildiği zaman Hz. Peygamber (a.s.)'in hadisleri anlaşılmıştır. Bunun­la beraber, haberle hadis arasında ayınm yapanlar da olmuştur. Bunlara göre hadis, yalnız Kz. Peygamber (a.s.)'dcn nakledilen sözler için kullanılan Haber ise, Hz. Peygamber' (a.s.)'in dışındaki kimselerden nakledilen sözlerdir. 

HABERU'L-ÂHÂD: 1. Her tabakada birden fazla kişi tarafından rivayet edilmiş olsa da mütevatir derecesine ulaşmayan haber, hadis. 2. Bir kişinin nak­letmiş olduğu haber. 

HADİS: 1. Resulullah (a.s.)'a nisbet edilen her türlü söz, fiil, takrîr ve hal (lcr). (Hadiscilere göre). 2. Resulullah (a.s.)'a nisbet edilen söz, fiil ve takrîrler (Fakihlere göre); 3. Resulullah (a.s.)'a ashabına va tabi'ûna nisbet edilen söz, fiil ve takrirler (Merfû mevkuf ve maktu karşılığı); 4. Resulullah (a.s.)'ın söz(lcri) (Umumun ve usulcülerin kullanışı). 5. Bir senedin sonuna, bu senedin metnin önceki veya sonraki senedin metninin aynı olduğunu; baş tarafı verilmiş bir metnin sonuna bunun devamının olduğunu, metnin henüz bitmediğini belirtmek için konan kelime. 

HADİS İLMİ: 1. Kabul ve red yönlerinden sened ve metni inceleyen ilim dalı (Mutakaddimün bu manaya kullanmıştır. Mutlak olarak zikrcdildiğinde de ekseriya bu manaya kullanılır.) 2. Resulullah (a.s.)'ın söz, fiil ve takrirlcriyle ah­valini bildiren ilim (Rivayetu'l-Hadis ilmi manasına); 3. Bazan ıstılahta, daha şümullü olarak, hem 'Dirâyetu'l-Hadis' ilmi, hem 'Rivayetu'l-Hadis' ilmi kasde-dilir. 

HADÎS-İ KUDSİ: Hz. Peygamber (a.s.)'in söz olarak Rabbine izafe veya Rabbından rivayet ettiği hadisler hadis-i kudsi (lıadîs-i ilahi veya rabbani) denil­miştir. Bu çeşit hadislere kudsiyyctin izafe edilmesi, tariften de anlaşıldığı gibi onların, her türlü noksanlıktan münezzeh olan Allah Teala'dan sadır olması yö-nündendir; yani bunların menşei, Allah Tcala'dır, onları ilk söyleyen O'dur. Allah Teala'dan sadır olan ve kudsi denen bu sözler için hadis lafzının kullanıl­ması ise bunların Hz. Peygamber (a.s.) tarafından Rabbından nakl ve hikaye edilmesi sebebiyledir. 

HADİS RİCALİ: Hadisle meşgul olmuş zevat, raviler, hadis alimleri. 

HADİS TARİHİ: Hadisin nasıl ve hangi şartlarda sonraki zamanlara ulaş­tığını, geçirdiği merhaleleri konu edinen hadis bilgi kolu. 

HADÎS TENKİDİ: Hadisin sancd ve metin bakımından incelenerek sıhha­tinin ortaya konulmasıdır. Yani manen ve raviler açısından hadisin irdelenmesi-dir. 

HADİS USULÜ: Kabul ve red yönünden (yani hangilerinin kabul edilip hangilerinin red edilmesi gerektiği bakımından) sened ve metni (hadisi) incele­yen ilim dalı. 

HAFIZ: 1. Metin ve senedleriyle yüzbin hadisi bilip ezberlemiş olan, bun­ların ravilerini, hayat hikayelerini ve cerh ve ta'dil yönleri ile bilen hadis alimi; 2. Her tabakadan bildikleri bilmediklerinden daha fazla olacak şekilde tabaka tabaka şeyhlerini, şeyhlerinin şeyhlerini bilecek kadar hadis ilminde geniş bilgi­ye sahip olan hadis alimi; 3. Hadislerin sahih olarak sonraki nesillere intikalin­de büyük emeği geçen alim. 

HAKİM: İlmi, bütün hadislari metin ve senedleriyle, ravilerini de cerh, ta'dil ve hayat hikayeleri bakımından ihata eden hadis alimi. 

HALİK: Zehebî ve Sehâvî'ye göre cerhin üçüncü, Râkî'ye göre ikinci mer­tebesinde bulunan bir ravi hakkında kullanılan bir siga. Böyle bir ravinin riva­yet ettiği hadis hiçbir suretle alınmaz. 

HALKA: Hadisin senedinde yer alan ravilere denilir. Ayrıca, hadis, tefsir, fıkıh öğrenimi için toplanarak yapılan müzakclcrc de halka denilmektedir. 

HAMSE: îmam Ahmed ve dört Sünen sahibine verilen isim. 

HASÂ'İS: Yalnız Resulullah (a.s.)'a bahşedilen hususi haller, mucizeler ve ayrıcalıklar. 

HASEN: 1. Senedinde yalan söylemekle ittiham edilmiş hiçbir kimse bu­lunmamakla beraber şazz da olmayan ve benzeri, diğer tariklerden rivayet edil­miş olan hadis (Tirmizi'nin tarifi); 2. Zabt sıfatı tam olmayan, bununla beraber tek başına rivayet ettiği hadisi münker sayılmayan, adalet sahibi ravinin rivayet ettiği, şazzhk ve illetten ârî hadis; 3. Yaygın olmayan, herkesçe bilinmeyen garib hadis (Sınırlı olarak ilk devirlerde). 4. Münker hadis (Nadiren). İlk mana­sıyla hasen hadis makbul olup hüccet olarak kullanılır. 

HASEN GARÎB: Bir ravinin tek başına riveyet ettiği veya rivayetinde te-ferrüd ettiği hasen hadis. 

HASEN SAHİH: Bu tabirle neyin ifade edilmek istendiği veya onun hangi çeşit hadislere delalet ettiği, onu bizzat kullananlar tarafından açıklanmadığı için, hadisçiler arasında çeşitli şekillerde izah edilmiştir. 

HASEN SAHİH GARİB: Tirmizi'nin bir hadisi tavsif etmek maksadıyla kullandığı birleşik tabirlerden biri. 

HASENLİ-GAYRİH: İbnu's-Salâh'm tarifin göre, isnadı gizli olan, yani ravilerinin ehliyetleri tam olarak tesbit edilmemiş bulunan, bununla beraber ri-veyet ettikleri hadiste fazla hata yapmayan ve yalan söz söylemiş olmakla suç­lanmayan kimselerin rivayet ettikleri hadistir ki, birkaç yönden rivayet edilmesi halinde şâz ve münker olmaktan çıkar ve hasenli gayrih adım alır. 

HASEN Lİ-ZÂTİH: İbnu's Salâh'a göre hasen lizâzalih, ravisi sidk (doğ­ruluk) ve emanet (güven) yönünden meşhur olan, fakat hıfz ve itkân yönünden kusurlan sebebiyle sahih hadis ricalinin derecesine ulaşamayan, bununla bera­ber rivayet ettiği hadisle infîrad eden ve bu sebepten hadisi münker olan kimse­lerden üstün derecede bulunan, hadisi de şâz, münker ve muallel olmayan kim­senin rivayetidir. 

HASENU'L-İSNÂD: Hadis imamlarının sık kullandıkları tabirlerden biri olan hascnu'l-isnâd, hadisin isnad yönünden hasen olduğuna delâlet eden bir ıs­tılahtır ve bir çok defa "hazâ hadîsim hasenu'l-isnâd" (bu, hasen bir hadistir) ibaresi içinde zikredilir. 

HAZF: Hadisdcki bazı kelimelerin delalet etmesinden dolayı bazılarının zikredilmcyişidir. 

HÎLM: Bir sıfattır. Yumuşak huyluluk ifade eder. Aynı zamanda Cenabı Hakk'ın bir sıfatıdır. [340] 



İ 



ÎCÂZET: Usûlüne uygun olarak, şeyhin, rivayet hakkına sahip olduğu bütün veya bir kısım hadislerini, hadis kitapîannı riveyet etmesi için birine sözlü veya yazılı olarak izin vermesi. Tahammül yollarından biri. 

İCTİHAD: Hadis ve ayetlerden hüküm çıkarma ameliyesidir. Kelime ola­rak ise gayret etme, üstün güç harcama demektir. 

İDRÂC: Hadis ıstılahında idrâc, ravinin rivayet ettiği hadisin isnad veya metnine hadisin aslından olmayan bazı sözler sokmasıdır. Hadisi bu ilave ile a-lan şahıs ise, çok defa onun farkına varamaz ve hadisin aslından olduğu zannıy­la o da başkasına nakleder. 

İHTİSAR: 1. Hadisin anlatmak istediğini, manayı tam aktaracak şekilde kısaca ifade etmek; 2. Çeşitli mülahazalarla manayı bozmadan hadisin bir kıs­mını hazfederek diğer kısmını riveyet etmek, hadisi kısaltmak. 

İLLET: Hadis ıstılahında illet, zahirde sahih görünen hadisi za'fa uğratan (kâdih) anlaşılması güç, gizli bir kusur veya sebeplen ibarettir. İllet, çok defa bir hadisin isnadında, bazan da metninde vuku bulur. İsnada vuku bulduğu zaman hem isnadı hem metni zayıflatır, bazen de metne tesir etmeksizin yalnız isnadı za'fa uğrattığı görülür. 

İHTİLAT: Yaşlanınca ravinin hafızasına ânz olan zaaf. İhtilât her vakit yaş sebebiyle olmaz. Hep kitabından rivayet alınan birisinin herhangi bir sebep­le kitabını kaybetmesi veya âmâlık gelmesi gibi bir sebeple hıfzından rivayete başlaması sonucu da ortaya çıkabilir. İhtilât ânz olan kimseye muhtelit denir. 

İNFİRAD: Ravinin rivayet ettiği hadisde tek kalması demektir. 

İNKITA: İsnad zincirinden bir veya birkaç ravi halkasının düşmesiyle is-nadda meydana gelen kopukluktur. 

İNTİKÂ: Muhtelif hadis kitaplarından, ihtiyaç duyulan hadisleri derleye­rek hadis kitabı yazma usulü. 

İ'AB: 1. Hadisi, yanlış okumaları önlemek gayesiyle, nahiv kaidelerine göre harekelemek. 2. Hadisin gramer (nahiv) tahlilini yapmak. 

İRSAL: Lügatta göndermek manasında kullanılan irsal kelimesi hadis ıstı­lahında, Hz. Peygamber (a.s.) devrine yakın olmak bakımından yaşça büyük olan bir tâbi'nin "Hz. Peygamber şöyle dedi" veya "şöyle yaptı" diyerek bizzat kendisinin işetmediği veya görmediğ söz veya fiili, doğrudan doğruya Hz. Pey­gamber (a.s.)'den rivayet etmesidir. 

İSNAD: Hadis ıstılahında sözün asıl sahibine aracılar vasıtasıyla yükseltil­mesidir ve bu tarif kelimenin dağın zirvesine yükselmek veya yükseltmek ma­nasından alındığına delalet eder. İsnad, başka milletlerde başka milletlerde bu­lunmayan ve yalnız müslümanlara has olan bir sistemdir. 

İTKÂN: Ravinin fazla zabt sahibi, titiz olması. 

İTMİ'NAN: Mutmain olmak. Bu sıfat ravilerin önde gelmesi gereken özelliklcrindcndir. Hadisi alırken ve naklederken tüm taraflar hem senedden ve hem de metinden emin olmalıdır. [341] 







KÂDİHA: Ravinin güvenirliğini zedeleyen özelliklere denir. Bu şekildeki bir ravinin naklettiği hadis başka sahih yollardan gelen hadislerle teyid edilme­miş ise o rivayetle amel edilmez. 

KAVİ: 1. Sahih ve hasenden daha umumi olarak makbul hadis. 2. Söylen­dikten sonra peşine bir ayet okunmuş olan hadis. 

KAVL: 1. Kur'an dışında Rcsulullah (a.s.)'dan sadır olan söz. 2. Bir alimin bir konudaki görüşü, yorumu. 

KEZZAB: Hadis rivayetinde yalancılığı meslek haline getirenler için kul­lanılan ve cerh lafızları arasında en aşağı mertebeye delalet eden tabirlerden bi­ridir. Mübalağa sigasıyla bir işin failini gösteren bu kelime, çok yalancı manası­na gelir. 

KISSA: Bir hadisin söylenmesine, yapılmasına sebeb, vesile olan hadise, durum. 

KÜTÜB ERBA'A: Ebu Davud, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce'nin 'Sünen' isimli eserlerine verilen adı. 

KÜTÜB HAMSE: Buhari ve Müslim'in 'Sahih'leri ile Ebu Davud, Nesâî ve Tirmizi'nin 'Sünen'leri. 

KÜTÜB SEB'A: Buhari ve Müslim'in 'Sahih'leri ile Ebu Davud, Nesâî, Tirmizi, İbn Mâce ve Darimrnin 'Sünen'leri. Bu grubta Darimi'nin Sünen'i yeri­ne İmam Malik'in 'Muvatla'ını kabul eden alimler de vardır. 

KÜTÜB SELÂSE: 1. Buhari ve Müslim'in 'Sahih'leri ile İmam Malik'in 'Muvatta'ı; 2. Ebu Davud, Nesâî ve Tirmizi'nin 'Sünen'leri. 

KÜTÜB SİTTE: 1. Buhari ve Müslim'in 'Sahih'leri ile Ebu Davud, Nesâî, Tirmizi ve İbn Mâce'nin 'Sünen'leri. 2. Buhari ve Müslim'in 'Sahih'leri, Ebu Davud, Nesâi ve Tirmizi'nin 'Sünen'leri, İmanı Malik'in 'Muvatta'ı. 3. Buhari ve Müslim'in 'Sahih'leri ile Ebu Davud, Nesâî, Tirmizi ve Danmi'nin 'Sünen'leri. [342] 







MAHFUZ: Şâz olan hadisin Mukabili olarak tercih edilen hadise mahfuz adı verilmiştir. Şâz, sika ravinin zabt yönünden olsun, rivayetin çokluğu ve buna benzer tercihi gerektiren sair yönlerden olsun, kendisinden daha üstün ra-vilere muhalif olarak rivayet ettiği ve rivayetiyle tek kaldığı hadistir. 

MAKBUL: 1. Sened ve metni bakımından kabule şayan olan ve kendisiyle amel edilmesi gereken hadis (Sahih ve hasen murâdifi). 2. İşin aslında doğru (sabit) olma ihtimali olmama ihtimalinden daha kuvvetli olduğuna dair bir delil sunulan hadis (Sahih ve hasen murâdifi); 3. Adalet ve zabt sıfatlanın tam olarak taşıyan ravi (Sika ve Sadûk ıstılahlarından daha umumi bir manada); 4. Tadilin altıncı mertebesinde bulunan bir ravi hakkında kullanılan bir siga. Böyle bir ra­vinin rivayet ettiği hadis itibar için alınır; 5. Senedi zayıf da olsa kendisiyle amel edilmiş olan ve alimlerin kabul ettikleri hadis. 

MAKLUB: 1. Bir veya birkaç ravisi aynı tabakadan başkalarıyla değiştiril­miş olan hadis; 2. Sened ve metnindeki kelime veya cümlelerle takdim te'hirlcr yapılmış olan hadis; 3. Metninin isnadı alınıp diğer bir metnin başına konmuş olan hadis. 

MAKTU: Tâbi'ûndan mevkuf olarak rivayet edilen söz ve fiillere denir. 

MA'RUF: Münker veya şâz merdûd olan hadisin mukabili olarak tercih edilen hadise ma'rûf denir. 

MEÇHUL: 1. Hadis öğrenimiyle (ilim talebiyle) şöhret kazanmamış veya alimler tarafından ilim talebesi olarak tanınmamış ve hadisi sadece tek ravi yo­luyla gelen kimse; 2. Sehâvi'ye göre cerhin altıncı mertebesinde bulunan bir ravi hakkında kullanılan bir siga. Böyle bir ravinin rivayet ettiği hadisi itibar için alınır; 3. Mechûl bir ravinin rivayet etmiş olduğu hadis (Zayıf sayılır); 4. Ravileri tek tek tanınsa da alimlerin bir bütün olarak bilmedikleri, tanımadıkları sened; 5. Ebu Hatim bunu 'mechûlu'1-hâl' manasına kullanır. 

MECHULU'L-ADÂLE: Hali mechûl olan, daha doğrusu âdil kimseler ta­rafından tezkiye ve tâdil edilmedikleri için adalet yönünden durumlan bilinme­yen kimselere mechûlu'l-adale (adaleti mechûl) adı verilmiştir. 

MEĞÂZİ: Rcsulullah (a.s.)'ın savaşınlanna ait hadisler, bu hadisleri ihtiva eden kitaplar. 

MEKKİ: 1. İlk olarak Mekke'de yayılmış olan hadis. 2. Hicretten önce vârid olan hadis. 

MENSUH: Hükmü, zaman bakımından sonraki şer'i bir delille kaldırılmış olan hadis. 

MERCUH: Muhalefet halinde, iki hadisten tercihe şayan görülmeyeni. 

MERDUD: Reddedilmesi gereken hadislere delalet etmek üzere, makbulün mukabili olarak genel manada kullanılan bir tabirdir. 

MERFU: Özellikle Hz. Peygamber (a.s.)'e isnad edilen söz, fiil ve takrir­lerden, ister munkatı isnadla rivayet edilmiş olsun, ister muttasıl isnadla rivayet edilmiş olsun, bütün hadislere merfû denir. Bunlar, söz, fiil ve takrirler, ya açık bir ifade ile Hz. Peygamber (a.s.)'e isnad edilirler, yahut ta bunlar Hz. Peygam­ber (a.s.)'e açık bir şekilde isnad edilmese bile, onların Hz. Peygamber (a.s.)'in söz, fiil ve takrirleri olduklarına hükmolunur. 

MERFU MÜRSEL: Merfû hükmünde olan bir sözün, tâbi'inden sonraki ravisi zikredilmez ve tâbi'inin hadisi ref ettiği, yahut rivayet ettiği, yahut isnad ettiği yuhatta sözü sahibine ulaştırdığı bclirlilirse, bu söz merfû müsrel olur. Çünkü tâbi'inden sonra isnadtan düşen râvi, sahabidir. 

MERVİ: Rivayet edilen, nakledilen şey (metin). 

MEŞAYİH KİTAPLARI: Hadis rivayet eden hocaların sened ve metinle­riyle hadisleri derledikleri kitaplar. 

MEŞHUR: 1. Her tabakada en az üç kişinin rivayet etmiş olduğu veya en az üç farklı senedle riveyet edilmiş olan hadis; 2. İlk devirlerde bir iki kişi tara­fından rivayet edilmiş olduğu halde sonradan kabul görerek daha fazla kimse ta­rafından rivayet edilmiş olan hadis; 3. Ravilerinin adedine, senedinin olup ol­madığına bakmaksızın halk arasında yayılmış olan hadis; 4. Başka bir grup, cemaat arasında fazla bilinmemekle berebar bilhassa herhangi bir grub arasında yayılmış olan hadis. Meşhur hadis, sened ve metnin durumuna göre sahih, hasen ve zayıf olabilir. 

METÎN: 1. Senedin bitiminde başlayan sözlü kısım; 2. Mânânın kendile­rinden meydana geldiği lafızlar. 

METRUK: İbn Hacer'in tarifine göre, Hz. Peygamber (a.s.)'İn hadislerinde kizb (yalancılık) ile itham olunan, yahut hadiste yalanı görülmese bile, sair ko­nuşmalarında kezzâb (yalancı) olarak bilinen kimselerin, malum kaidelere aykı­rı olarak rivayet ettikleri ve bu rivayetlerinde tek kaldıkları hadisler. 

METREKU'L-HADÎS: Hadisi terkedilen ravi. 

MEVKUF: Sahabeden, isnadı ister muttasıl olsun, ister munkatı olsun, söz, fiil veya takrir olarak rivayet edilen haberlere mevkuf denilmiştir. 

MEVSUL: Bir isnadı teşkil eden ravilerden her birinin, kendi üstündeki ra-viye, yani şeyhiyle bizzat görüşerek hadisi bizzat ondan işitmiş veya almış ol­ması durumudur ki, muttasıl olan böyle bir isnada mevsul denir. 

MEVZU: 1. Buyurmadığı, yapmadığı ve takrir etmediği halde Rcsulullah (a.s.)'a yalandan nisbet edilen hadis; 2. Resulullah (a.s.)'a nisbeti filhakika doğru olsa da kizble cerhcdilmiş olan bir ravinin rivayet ettiği hadis. 

MUALLAK: İsnadının başından bir veya birbirini takip etmek üzere daha fazla ravisi hazf ve en son hazfedilen ravinin şeyhine nisbet edilmiş hadislere muallak denilir. 

MUALLEL: Görünüşü itibariyle sahih olan, fakat aslında gizli ve kâdih (sıhhatini kemiren) bir illeti bulunan hadislere muallel denilmiştir. 

MU'AN'AN: Ravinin hadisi tahdîs, ihbar ve sema yollarından hangisiyle aldığını belirtmeksizin (yani haddesenâ, ahberanâ ve semi'tu gibi tabirler kul­lanmayıp) yalnaz 'an lafzıyla ('an fulânın 'an fulânın'an fulânın diyerek) rivayet ettiği hadislere mu'an'an denilmiştir 

MUBHEM: îsîm, künye ve lakabı belirtilmeksizin sadece "fulân", "recûl", "imre'etun", "şeyh" ... diye zikredilen şahıs, ravi; metin veya senedinde böyle bir şahıs bulunan hadis. 

MUCEM: 1. İçinde; hadislerin ilk (sahabi) ravileri veya son ravileri (müel­lifin hocaları) yahut ravilerin memleketleri harf sırasına konularak, her ravinin ismi altında rivayet etmiş olduğu tüm hadislerin veya hadislerinden örneklerin toplanmış olduğu kitap. 2. İçinde bir şahsın hocalarının, öğrenim arkadaşlarının veya talebelerinin belli bir tertibte (harf sırasında) zikredilmiş olduğu kitap. 3. Muhtevası harf sırasına göre düzenlenmiş kitap; 4. Benzerleriyle aralarında sa­dece nokta farkı olan harflerden noktalı olan harf. 

MUDELLES: Bir ravinin, görüştüğü şeyhten işitmeden, (yahutta muasırı olmakla beraber görüşmediği şeyhten işitmiş gibi) rivayet ettiği hadislere mu-delles adı verilmiştir. 

MUDELLİS: Rivayetinde tedlis yapan, yani kendisine hadisi nakleden asıl şeyhini atlayarak, onu görüştüğü, fakat işitmediği ikinci şeyhe isnadla ondan işittiği vehmini uyandıran kimselere mudellis denilmiştir. 

MUDREC: Hadis ıstılahında, ravisi tarafından isnad veya metnine aslın­dan olmayan bazı sözler sokulmuş hadis demektir. 

MUHACİR: Mekke'den, Habeşistan'a veya Medine'ye hicret etmek zorun­da kalmış olan ilk müslümanlar, sahabiler. Mutlak olarak zikredildiğinde Medi­ne'ye hicret edenler anlaşılır. 

MUHADDÎS: 1. Rivayet ve dirayet bakımlarından ravi ve mervinin halle­rin bilen, hadisi senedi ile rivayet eden kimse; 2. Hadis ilminde üstad-ı kâmil mertebesini bulan kimse; 3. Hadis ve hadis rivayeti ile meşgul olan kimse. 

MUHKEM: 1. Kendisine zıt muhtevada bir hadis bulunmayan veya böyle kabul edilmeyen hadis. 

MUHTELEFUN FİN: Hakkında verilen hükümlerin farklı olması sabe-biyle ihtilaf edilen (rivayet vs.). 

MUKSİRUN: 1. Binden fazla hadis rivayet etmiş olan sahabe; 2. Çok hadis rivayet eden kimseler. 

MUNFASIL: Senedinden iki veya daha fazla ravi düşürülmüş, atlanmış olan hadis. 

MUNFERİD: Kendisinden sadece bir ravinin rivayette bulunmuş olduğu kimse. 

MUNKATI: Munkatı tabiri, lügat yönünden, genellikle isnadı muttasıl ol­mayan hadisler için kullanılmıştır. 

MURSEL: 1. Tâbi'ûndan birinin ravinin sahabiyi atlayarak, doğrudan doğ­ruya Rcsulullah (a.s.)'dan veya hakikkatte kendisinden hadisi duymamış olduğu ravi sahabiyi zikrederek Resulullah (a.s.)'dan rivayet ettiği hadis; 2. Senedinden ravi atlanmış, zikredilmemiş olan hadis. (Daha çok fakihler, fıkıh usulcüleri ve mutekaddimun hadisciler bu manada kullanılan). 

MUSANNAF: 1. Ahkâm ve bunlarla alakalı hadisleri fıkıh bablanna, fıkıh konularının taksimine göre ihtiva eden kitap. Süncn'lerden farklı olarak bunlar­da, Câmi'lerin ihtiva ettiği bazı konular fazladan yer alır, 2. Hadisleri konuları­na göre tertib ederek yazılan kitap. 3. Hadisleri herhangi bir tertibe koyarak ya­zılan kitap. 

MUSTALAHU'L-HADİS: Hadiste, ıstılah olarak konulmuş lafızları şamil olan eserlere 'mustalahu'l-hadis' adı verilmiştir. 

MÜSTEDREK: Bir hadis müellifinin kendi şartlarına uydukları halde kitabına almamış olduğu hadisleri sonradan başka bir müellifin bir araya getirmek suretiyle tasnif ettiği kitap. 

MÜŞKİL: 1. Anlaşılması ve izahı güç durum, kapalı ifade, böyle bir du­rum ve ifade taşıyan hadis; 2. Nokta, hareke ve i'rab yönünden güçlük arzeden veya iltibasa meydan verebilecek olan kelime. 

MUTE'AHHURUN: 1. Hicrî 300 yılından sonra gelen hadis alimleri; 2. Hatib Bağdâdî'nin (392-463 h.) muassirlan ile sonraki hadis alimleri. 

MUTEŞABİH: 1. Birden fazla manaya gelebilen, zahiri manasıyla anlaşıl­ması da, insan aklı açısından güçlük arzeden izah ve yoruma muhtaç hadis; 2. Oğul isim veya nisbeleri aynı fakat delalet ettikleri şahıslar farklı, babalarmkilcr ise yazılışları aynı okunuşları farklı veya yazılış ve okunuşlan birbirine yakın yahut (bunların tersi olarak) oğul isim ve nisbclerinin yazılışları aynı, okunuşla­rı farklı veya yazılış ve okunuşlan birbirine yakın, babalannkilcr ise yazılış ve okunuşlan aynı fakat delalet ettikleri şahıslar farklı olan isim ve nisbe terkibleri (Mu'telif ve Muhtelif ile Müttefik ve Muftcrik'den meydana gelen şekil). 

MUTEVÂTİR: Yalan üzerine birleşmeleri aklen ve adeten mümkün olma­yacak kadar çok kimsenin, senedinin başından sonuna kadar birbirlerinden riva­yet ettikleri hadis. 

MUTKIN: 1. Hadis tahammül ve edasında ciddi davranan, işini sağlam tutan, güvenilir ravi; 2. Irâkî'ye göre ta'dilin 2. Sehâvî'yc göre dördüncü merte­besinde bulunan bir ravi hakkında kullanılan bir siga. Böyle bir ravinin rivayet ettiği hadis ihticâc için alınır. 

MUTTASIL: İster merfû olsun, ister mevkuf veya maktu olsun, isnadı ke­siksiz olan hadislere muttasıl denilmiştir. 

MUVAATTA: Muvattâ, meşhur imamlardan Mâlik İbn Enes Hz. Peygam­ber (a.s.)'in hadisleri ile, sahabe sözlerini ve tâbi'ûn fctvalannı biraraya getir­mek suretiyle telif ve tasnif ettiği kitabın adıdır. 

MU'ZAL: İsnadında birbirini takib eden iki ve daha fazla ravisi düşmüş hadislere mu'zal denilmiştir. Bu tarife göre mu'zal, munkatı hadislerin bir çeşi­didir. 

MUZTARİB: Bazan bir, bazan da iki veya daha fazla raviden muhtelif şe­killerde rivayet edilen, fakat ne ravilerden birinin hafıza yönünden üstünlüğü, ne kendisinden rivayet ettiği şeyhine yakınlık derecesi ve ne de sair tercih se­beplerinden birinin bulunmaması dolayısıyla rivayetleri arasında tercih yapıl­mayan hadise muztarib denir. 

MÜNKER: Zayıf olan bir ravinin, güvenilir ravilere muhalif olarak rivayet ettiği ve bu rivayetiylc tek kaldığı hadis. 

MÜNKERÜ'L-HADİS: Hadisi kabul edilmeyen, rıza gösterilmeyen kimse. 

MÜRSEL: Hz. Peygamber (a.s.)'e yakın bir devirde yaşamış olmalan se­bebiyle, sahabenin çoğunu gören ve onlarla sohbette bulunan tâbi'îlerin, işittik­leri sahabileri atlayıp doğrudan doğruya Hz. Peygamber (a.s.)'c isnadla "kale Resulullah (a.s.)" diyerek rivayet ettikleri hadisler. 

MÜSELSEL: Birbirini takib etmek manasına gelen tcselsül'dcn ism-i mefûl olan müselscl, ıstılahta, isnadındaki bütün ricalin, bazan ravilerin bazan da rivayetin belirli bir hal ve sıfatını takip ettikleri hadislere verilmiş isim. 

MÜSNED: Genellik itibariyle isnad, ilk ravisinden sonuna kadar muttasıl ve aynı zamanda merfû olan hadislere müsned denilmiştir. Konulan ne olursa olsun, ravilerinin isimleri altında toplanan hadisleri içeren eserler. 

MÜSNİD: Lügat yönünden hadisi kaynağına isnad eden kimse manasına gelmekle beraber, ıstılahta, hadisleri müsned adı verilen kitaplarda toplayanlara denilmiştir. Buna göre mesela Ebu Davud et-Tayâlisi, Ahmcd İbn Hanbcl ve bunlar gibi müsned sahibi olan imamlar birer musnid'tirler. 

MUSTAHREC: Lügat yönünden çıkarmak manasındaki "istihrâc"tan ism-i mefûl olan mustahree, ıstılahta, bir hadis kitabının hadislerini, o kitabın isnad-lan ile değil de başka isnadlarla toplayan kitaplar. 

MÜŞKİL-ÜL HADİS: Hadisdc anlaşılması zor olan noktalar. Bu isimde yazılan kitaplar hadislcrdcki zor anlamların izahını yaparlar. 

MÜTÂBE'AT: Mütâbe'at. şeyhinden rivayetle tek kalmış bir raviye, bir başka ravinin tabi olarak, o şeyhten veya şeyhin şeyhinden aynı hadisi rivayet etmesi demektir. 

MÜTEŞÂBİH: Mu'telif müttefik isimlerle birlikte iki neviden mürekkeb olan müteşâhih, iki ayn şahsın isim veya ncscblcrinin lafız ve hal yönünden müttefik, fakat baba isimlerinin mu'telif ve muhlclif, yani hat yönünden aynı, lafız veya okunuş yönünden ayn olmasıdır. 

MUTEVÂTİR: Mütcvâtir, yalan üzerinde ittifak etmeleri aklen mümkün olmayan bir kalabalığın, yine kendisi gibi bir kalabalıktan rivayet ettiği haber­dir. [343]





NAS: Genel olarak ayet ve hadise denir. Aynı zamanda konusunda hüküm olana da özel olarak bu konuda nas bu ayet veya bu hadisdir de denir. 

NÂSİH: Hadis ilminin önemli konulanndan biri olan nâsh, birbirine zıt manalarda varid olan iki hadisin cem ve telifi mümkün olmadığı zaman, arala­rında bulunduğuna hükmedilen bir ibtal keyfiyetinden, yani biri ile getirilen hüküm, diğeri ile getirilen hükme tatbikat yönünden son vermesinden ibarettir. 

NAZİL: Nazil, hadis rivayetinde en son ravi ile Hz. Peygamber (a.s.) veya hadis imamlarından biri arasındaki ravi sayısının azlık veya çokluğuna, yahut meşhur hadis kitaplarından birinin rivayetine, ravinin erken veya geç vefat et­mesine, yahutta hadis semâ'ının erken veya geç vefat etmesine, yahutta hadis scmâ'ının erken veya geç vukubulmasma göre, isnadın uzunluk veya kısalık yö­nünden kazandığı iki vasıftan biridir. Diğer ikinci vasıf, isnadın'âli olmasıdır. 

NEBİ: Kelime olarak haberci. Istılahda ise Allah'dan vahiy alarak insanlı­ğa Allah'ın hükümlerini haber verendir. 

NESEB: Bir insanın baba, dede yoluyla yukarıya doğru dayandığı soyu­dur. Aynı şekilde anne ve daha yukarıya doğru dayanan soya da neseb denir. 

NESEB KİTAPLARI: Bir kavmin, bir kabilenin veya bir şahsın soyunu, atalarını konu edinen, onların şeceresini veren kitaplar. 

NESH: Hadis ilminin önemli konularından biri olan nesh, birbirine zıt ma­nalarında varid olan iki hadisin cem ve telifi mümkün olmadığı zaman, araların­da bulunduğuna hükmedilen bir iptal keyfiyetinden, yani biri ile getirilen hük­mün, diğeri hükme tatbikat yönünden son vermesinden ibarettir. 

NÜZUL: 'Uluvv'un karşıtı olan nüzul, bir hadisi rivayet eden en son raviyi o hadisin kaynağına en çok ravi sayısı ile ulaştıran isnadın keyfiyetidir. Nazil denilen bu çeşit isnadlar, bazı hallerde tercih edilmiş olsalar bile, Hz. Peygam­ber (a.s.)'c yakınlığı gösteren sahih âlî isnadların aşağısında kabul edilmişlerdir. [344] 





RACİH: Müteânz iki hadisten kabul sebepleri galebe çaldığı için kabul edilen hadise denir. Terkcdilene de mecruh denir. 

RAVÎ: Hz. Peygamber (a.s.)'in söz ve fiillerini rivayet eden kimse demek­tir. Rivayette hadisin sıhhati, her şeyden önce, onu nakleden kimsenin güvenilir olmalarına bağlı bulunması dolayısıyla, hangi tabakadan olursa olsun, hadis ri­vayeti ile meşgul olan her ravinin hadisi kabul edilen kimselerden olması gere­kir. Ravinin, hadisi kabul edilen kimselerden olması ise, belirli bazı sıfatlan kendisinde cemetmesi ile mümkündür. Bu sıfatlardan herhangi birinin noksan olması halinde ravi, güvenilir olmak vasfını kaybeder; hadis rivayet etse ve hatta rivayet ettiği hadisler aslında sahih olsalar bile, bunlar kendisinden alın­maz; o hadisleri rivayet eden başka güvenilir raviler aranır. 

Raviyi güvenilir kılan sıfatlar şöyle sıralanır: 

1. Adalet: Ravinin adil olmasını gerektiren bir sıfattır. Bu sıfatın bir ravide teşekkülü bazı şartların gerçekleşmesine bağlıdır. Bu şartlar: 

a. Ravinin müslüman olması. Müslüman olmayan raviden hadis alınmaz. 

b. Ravinin, kendisini fıska götürecek her türlü söz ve fiilden uzak olması. Fısk, büyük olsun küçük olsun, günah sayılan fiil ve davranışlardır. İnsan, ima­nından fedakarlık yapmadıkça ve takvasının heba olup gitmesine göz yumma-dıkça "fısk" denilen kötü davranışlarda bulunmaz; fakat ne zaman ki kendisinde bu türlü davranışlar görünmeğe başlar, işte o zaman, insanın takvasını yitirdiği, imanının zedelendiği anlaşılır. Böyle bir insan, adalet vasfım da yitirmiş olaca­ğından, hadis rivayet edemez, rivayet etse bile kendisinden hadis alınmaz. 

c. Ravinin mürüvvet sahibi olması. Mürüvvet, dinin ve dolayısı ile toplu­mun, bir insanın muhafaza etmesini zaruri gördüğü hususi hal ve edeplerdir. Toplumun örf ve adetlerine aykın hareket etmeyi adet haline getirmiş olan bir kimse mürüvvetini yitirmiş sayılır. Mürüvvetin ihlali, ya kişinin aklî dengesinin bozukluğuna, ya da dininin noksanlığına delalet ettiğinden, böyle kimselerden hadis rivayet edilmez. 

2. Zabt: Hadis ravisinin güvenilirliğini sağlayan ve adaletten sonra ravide bulunması gerekli sayılan bir sıfattır. Bu sıfat, umumiyetle iki şekilde mütalâa edilir ve ravinin hıfzından rivayet etmesi halinde rivayet ettiği hadisi isnadı ile birlikte hiç kusursuz ezberlemiş, kitabından rivayet etmesi halinde, kitabını dik­katli bir şekilde yazmış ve kontrol etmiş olması şart koşulur. Hıfzından rivayet eden ravi, hadisini iyi ezberlememiş, yahut kitabından rivayet ettiği takdirde dikkatli yazmamış ve kontrolden geçirmcmİş ise, halaya düşerken, hadisin metin ve isnadında takdim ve tehir, yahutta tahrif yapmaktan kendisini kurtara­maz. Rivayetinde bu çeşit hataları görülen ravilerin rivayeti kabul edilmez. Bunların, rivayet etlileri hadislerle helali haram, haramı da helal göstermelerin­den korkulur. 

3. Akıl ve Buluğ: Hadisin ravisinin akıl sahibi olması ve ne rivayet ettiğini bilmesi lazımdır. Rivayet için asgari yaş haddi üzerinde genel bir ittifak bulun­mamakla beraber, çocuk ravinin temyiz devrine girmiş olması gerekir. 

RESUL: Allah (c.c.) tarafından vahiy ve kitapla görevlendirilen peygamber. RİCAL: Hadis ravileri, hadisle meşgul olan kimseler. 

RİVAYET: Hadis ıstılahında rivayet, sünnetin ve benzen haberlerin nakli ile, bunları haber verenlere isnadından ibarettir. Bu tarif bize, rivayetin üç temel unsuru bulunduğunu gösterir. Bu haberi kendisine nakledene isnad ile ri­vayet eden şahıs, haberi kendisine rivayet edenden alan diğer şahıs. Rivayetin gayesi, her şeyden önce, Hz. Peygamber (a.s.)'in söz ve fiillerinden ibaret olan sünnetini, yahut daha umumi manası ile üçlü unsur sistemi, bu duyurma işinin en emin yolu olarak ortaya çıkar. Nilckim Hz. Peygamber (a.s.)'dcn haberi alan sahabi, bunu Hz. Peygamber (a.s.)'e isnad ile tâbi'iye rivayet etliği gibi, aynı ha­beri sahabiden alan tâbi'îye rivayet etmiş; böylece haberin, Hz. Peygamber (a.s.)'dcn asırlarca sonra yaşamış olan bir kimseye ulaştırılması mümkün olmuş­tur. 

RÜSUH SAHİBİ: Sahih manasına kullanılır. Hascn hadislere de şamildir. "Sabit olmadı" sözü ile "Sahih olmadı" hükmü kasdediler ve yerine göre mevzu, zayıf ve hasen hadisler için kullanılır. [345] 







SADIK: Ravide aranan en büyük özelliktir. Doğruluk ifade eder. Sadık olan ravi güvenilirdir. Rivayet ettiği hadisiylc amel edilir. 

ŞAHABI: Hz. Peygamber (a.s.) devrini yaşamış, müslüman olarak Hz. Peygamber (a.s.)'i görmüş, onun sohbetinde bulunmuş ve yine müslüman olarak Ölmüş olan kimselere sahabi denir. Gerek hadis rivayetinde ve gerekse inanç ve amel olarak İslam dininin sonraki nesillere öğretilmesinde ilk kaynak olmaları bakımından sahabenin önemi pek büyüktür. Bu sebepledir ki İslam dini tarihin­de her bir sahabi üzerinde titizlikle durulmuş, her birinin terecmesi veya hayat hikayesi yazılarak cildlcr dolusu sahabe tarihleri vücuda getirilmiştir. İbn Sa'd-'in et-Tabakâtu'l- Kübra'sı, îbn Abdi'l- Berr en~Ncmerî'nin cl-İsti'ab fi Ma'rife-ti's-Sahabe'si, İbn Hacer cl-Askalâni'nin el İsâbe fi Tcmyizi's Sahabc'si, bugün matbu olarak elimizde bulunan ve sahabelerin hayatlarına ayrılmış en meşhur eserlerdir. 

SAHİH: Makbul hadis çeşidlerinin başında yer alan sahih, adalet ve zabt şartlarını haiz ravilerin muttasıl isnadla rivayet ettikleri şâz ve muallel olmayan hadislere verilmiş olan isimdir. Sahih ile ilgili olarak verdiğimiz bu tarif, ameli gerektiren sahih bir hadisin, metin ve isnadında başlıca beş şartı birleştirmesi gerektiğini göstermektedir. Bir başka ifade ile, bir hadisin sahih olabilmesi için beş şartın o hadiste biraraya gelmesi lazımdır. Bu şartlardan herhangi birisi bu­lunmazsa hadis sahih olma vasfını kaybeder. 

SAHİHAN: "İki Sahih" manasına gelen bu tabir, Kur'anı Kerim'den sonra İslam dininin en güvenilir iki kitabı olan el-Buhari ve Müslim'in el-Câmi'us-Sahih'lcri için kullanılan bir isimdir. Bir hadisin her iki kitapta da yer aldığını ifade etmek maksatıyla el-Hadisi fi's-Sahihan veya Sahihayn ile, daima el-Buhari'nin Sahih'i ile Müslim'in Sahih'i kasdcdilmiştir. 

SAHİH GARİB: Tirmizi tarafından, bir hadisin tavsifinde kullanılan fakat hangi çeşit hadisler için kullanıldığı açıklanmayan tabirlerden biri de Sahih Garib'tir. Tirmizi'nin Cami'i incelenecek olursa, onun bazı hadisler hakkında, sadece hasendir veya sahihtr, yahutta gariptir dediği halde, bazı hadisleri de hasen-sahih, yahut sahih-garib yahut hasen-garib yahutta hasen-sahih-garib gibi tabirlerle değerlendirdiği görülür. Tirmizi, Cami'inin sonunda yalnız hasen'in ta­rifini vermiş, fakat kullandığı diğer tabirler hakkında herhangi bir açıklama yap­mamıştır. Bu sebeple, onun tarafından kullanılan bir birleşik tabirleri daha son­raki hadisçiler açıklamaya çalışmışlardır. Bu açıklamalardan anlaşıldığına göre, bir hadis, isnadı garib olmakla beraber eğer sahih olduğuna'hükmedilirse, bu hadis hakkında hâşâ hadusun sahihun garibun demek doğru olur. 

SAHİH GARİB HASEN: Bir hadisin değerlendirilmesinde, bilhassa Tir­mizi tarafından kullanılan birleşik tabirlerden birisi de sahih garib hasen'dir. İs­nadı sahih garib olan bir hadis yukarıdaki raviden, biri sahih iki tarikle rivayet edilecek olursa hascn olur, bu takdirde, hadisin isnadı aslında garib olsa bile metni, tariklerinin çokluğu dolayısıyla hasen sayıldığından onun hakkında sahih - garib - hasendir, denir. Eğer bu hadisin her iki tariki de sahih olsaydı, ona sa­dece sahih demek gerekirdi; oysa iki tarikten birisi sahih olduğu halde, diğeri­nin sıhhati bilinmezse, bu hadis hadisen olur. Çünkü Tirmizi'nin ıstılahında hasen, iki yönden rivayet edilen, ravileri kizb ile müttehem ve metni sahih ha­dislere muhalif şâz olmayan hadistir. 

SAKİM: Zayıf hadis manasına kullanılır. 

SEBT: Kalbi, lisanı, yazısı sabit olan, hüccet olan yani sika raviyc denir. 

SELEF: Lügatte eskiden olan önceden giden yerine seçilen manalar taşı­yan bu kelime Ashab, Tabiin ve Etbâuttâbiin büyüklerine alem olmuştur. Bu ta­bakalara mensup olanlara Sclcf-i Salihîn de denmektedir. 

SEMA: Hadis tahammül yollarından biri olup haberin lafızlarım ravinin kendi şeyhinin ağzından işitmesidir ki cemahir-i ulemâya gör turuk-i tahammü­lün yani öğretmek üzere belleyip öğrenme yolunun en üstünüdür. 

SENED: Lügatta

Yorumlar - Yorum Yaz


قَلِيلاً مِّنْهُمْ
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam15
Toplam Ziyaret45591
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.82483.8401
Euro4.50974.5278
Hava Durumu
Anlık
Yarın
12° -3°
Saaat