Üyelik Girişi
Metodik Konular
Fıkhi Meseleler

Tekfirin Engelleri


Şeyh Abdurrahman es-Südeys 
Mekke, 25.03.1425 Hicri — 14.05.2004 Miladi 




Ey Allah’ın kulları!.. Yaşam rahatlığı, hayır ÇOklUğU ve rızık bolluğu Allah’tan hakkıyla korkmanın meyvesidir. Allah Teğlğ’dan hakkıyla korkun ki, Allah da size merhamet etsin. (Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve Peygamberine inanın ki 0, size rahmetinden iki kat versin ve size ışığında yürüyeceğiniz bir nur lütfetsin; sizi bağışlasın. Allah; çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.) (57/el-Hadid/28) 




Ey Müslümanlar!.. Ümmetin hali hakkında duyarlı olanlar, onun fitne tufanı arasında yaşadığından şüphe etmezler. Fakat bu arada açıkça görülen bir fitne ve bela var ki, Müslümanlar tarih boyunca onunla imtihan edilmişlerdir. Bu, ümmetin kendisinden çok çektiği, acısını tattığı ve zaman zaman sıkıntısını yaşadığı bir fitnedir. Bu fitne ne çok kan dökmeyle ve cesetlerin etrafa yayılmasıyla sonuçlanmış ve ardından da bir takım belalar ve felaketler gelmiştir. Ozetle 0; mayınlı bir deniz, delik bir gemi, pis bir bataklık ve kesin bir tehlikedir. Onunla ayaklar kaymış, anlayışlar sapmıştır. Dolayısıyla o, hatırlatmayı ve üzerinde düşünmeyi, daha da ötesi şiddet ve terör içerisinde ümmetin yaşadığı faciaların yenilenmemesi için uyarıcı bir çığlığı gerektirmektedir. 

Kesin olarak şunu söyleyebiliriz ki, bunun kınamayı ve tedaviyi gerektiren bir olgu olduğu sizler tarafindan bilinmeyen bir şey değildir. Bu fitne, tekfir fitnesidir ve başka bir çok fitneye yol açması, fitne olarak ona yeter. 

İslam kardeşleri!.. Tekfir konusundaki cüretkarlık büyük bir kötülük ve tehlikedir. Islam Ummeti’ne bir çok acılar ve kötü sonuçlar tattırmıştır. En ufak bir Allah korkusuna ve dindarlığa, azıcık bir ilme ve zerre kadar ciddiyete sahip olan kimse tekfirde acele etmez. Kalpler bu işe karşı çıkar ve nefisler ondan çekinir. 




İmam Şevkani rahimehullah şöyle der: “İşte burada dinde taassubun, Müslümanların çoğuna getirdiği nedeniyle; ne bir sünnet, ne bir Kur’an, ne de Allah’tan bir açıklama ve delil olmaksızın birbirlerini tekfir ile suçlama nedeniyle gözyaşları dökülür, Islam ve Islam ehli üzerine ağıtlar yakılır. Daha da ötesi, dinde taassup kazanları kaynayıp kovulmuş şeytan Müslümanların birliğini parçalamayı başarınca, havada uçuşan toz ve çöldeki serap misali asılsız yükümlülükleri onlara yükler. Dindeki en büyük felaketlerden biri olan bu felaket ve müminlerin yoluna zarar veren musibetlerden biri olan bu musibet nedeniyle Müslümanlara yazık!..” Ve şöyle der: “Müslümanın ırzının korunmasının ve ona hürmet edilmesinin gerekliliğine işaret eden deliller, anlam olarak Müslümanın dinine en ufak bir şekilde dil uzatmaktan uzak durmaya da delalet etmektedir. Oyleyse, nasıl olur da bir Müslüman, Islam milletinden küfür milletine çıkarılabilir? Şüphesiz bu, eşi ve benzeri olmayan bir cinayet ve cürettir. Müslüman kardeşini tekfire cüret eden, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şu sözleri karşısında ne yapar? “Müslüman, Müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez ve onu yüzüstü bırakmaz.”, “Müslümana sövmek fasıklık ve 
onunla savaşmak küfürdür.”, “Şüphesiz kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız size haı’amdır.” 

İman kardeşleri!.. Bu tehlikeli alandan ve çirkin yoldan sakındıran bir çok delil vardır. Allah Subhınehu şöyle buyurur: (Iyi anlayıp dinleyin; size selam verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek “Sen mümin değilsin!” demeyin.) (4/en-Nisa/94) Buhari ve Miislim’de ise, İbni Omer radıyallahu anhuma kanalıyla, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilir: “Kim kardeşine “Ey kafir!” derse, bu o ikisinden birine döner. Şayet söylediği gibi ise (kardeşine) değilse kendisine döner.” Yine Buhari ve Müslim’de, Ebu Zerr radıyallahu anh kanalıyla, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilir: “Kim bir adamı kafir olduğunu söyleyerek çağırırsa veya “Allah’ın düşmanı” derse, o böyle değilse mutlaka kendi üzerine döner.” Taberıni’de ise, sahih bir senetle, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilir: “Kim bir mü’mini kafirlikle itham ederse, bu onu öldürmesi gibidir.” 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sahabileri bu aydınlık yol üzere yürüdüler. İmam Ahmed, Taberni ve diğer bazı hadis alimleri, Ebu Süfyan’dan şunu rivayet eder: Mekke’de Cabir’e şunu sordum: “Kıble ehlinden birini müşrik sayar mıydınız?” “Allah korusun!” dedi ve bundan ürktü. Bir adam, “Onlardan birini ‘kafir’ diye çağırıyor muydunuz?” diye sorunca, “Hayır” dedi. Selef-i Salih de, bu parlak yol üzere yürüdü. Bu hüküm için bir takım usüller, şartlar ve kurallar koydular. Gözetilmesi ve emin olunması gereken halleri ve engelleri belirlediler. Bütün bunlar, tekfirin tehlikesi ve dikkat gerektiren bir hüküm olması nedeniyledir. 

Ey Allah’ın kulları!.. Bu kuralların en önemlileri şu şekildedir: Tekfir, salt şer’i bir hükümdür. Yalnızca Allah Subhınehu’nun ve Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in hakkıdır. Allıme İmam İbnu’l Kayyım rahimehullah şöyle der: 

“Kafir (hükmünü vermek) Allah ‘in hakkıdır, sonra Rasulü ‘nün hakkıdır” 

“(Bu hüküm) delille sabit olur,falancanın sözü yle değil!..” 

“Alemlerin Rabbi ve kulu (Muhammed) kime kafir demişse” 

“Gerçek ki4für sahibi işte odur!” 

İmam Tahıvi rahimehullah şöyle der: “Kıble ehlinden hiç kimseyi, helal görmediği sürece işlediği bir günah nedeniyle tekfir etmeyiz.” İbni Ebi’l Izz rahimehullah şöyle der: “Tekfir etme veya tekfir etmeme bbı, fitnenin ve musibetin büyük olduğu, ayrılıkların çok olduğu, hevı ve heveslerin çeşitli olduğu ve delillerinin çatıştığı bir bıbdır. Bu konuda insanlar, ya iki taraftan birinde veya ortadadır.” Sonra şöyle der: 

“Belirli bir kimse için, Allah’ın onu bağışlamayacağını ve ona merhamet etmeyeceğini, bilakis onu cehennemde ebedi bırakacağını söylemek, haddi aşmanın en büyüklerindendir.” 
İmam Gazali rahimehullah şöyle der: “Mümkün olduğunca tekfirden sakınmak gerekir. Çünkü kıbleye doğru namaz kılan ve açıkça “La ilahe illallah, Muhammedu’r Rasulullah” diyenlerin mallarını ve kanlarını helal görmek yanlıştır.Bin kafiri yanlışlıkla hayatta bırakmak, tek bir Müslümanın kanını yanlışlıkla dökmekten daha hafiftir.” 

İmam Nevevi rahimehullah şöyle der: “Bil ki, hak ehlinin mezhebine göre, kıble ehlinden hiç kimse işlediği bir günah nedeniyle tekfir edilmez. Hevt ve bid’at ehli ve diğerleri de tekfir edilmezler.” 




İmam Gırğfi rahimehullah ise şöyle der: “Hangi iş olursa olsun, bir işin küfür olması, akılla bilinen olaylardan değildir. Bilakis o, şeriat ile bilinen olaylardandır. Şeriat koyucu bir iş için “küfür” derse, o küfürdür.” 




Şeyhulislam İbni Teymiyye rahimehullah şöyle der: “Bu nedenle, ilim ve sünnet ehli kendilerine muhalefet edeni, o kimse kendilerini tekfir etse bile, tekfir etmezlerdi. Çünkü küfür şer’i bir hükümdür. Insan ona aynısıyla karşılık veremez. Tıpkı senin adına yalan söyleyene karşı senin de onun adına yalan söyleme hakkın olmaması gibidir. Çünkü yalan haramdır. Tekfir de aynı şekilde Allah’ın sahip olduğu bir haktır ve ancak, Allah’ın ve Rasulü’nün kafir olduğunu belirttiği kimse kafir olur.” 




Müceddid İmam Muhammed b. Abdulvahhab rahimehullah ise şöyle der: “Özetle; kendisine karşı samimi olanın, ilmi ve Allah katında geçerli bir gerekçesi olmadan bu konuda konuşmaması, yalnızca anlayışına ve aklına hoş gelene dayanarak bir kimseyi Islam’dan çıkarmaktan sakınması gerekir. Çünkü bir kimseyi Islam’dan çıkarmak dinin en büyük işlerindendir. Bu konuda şeytan, bir çok insanı saptırmıştır.” 




Allahu ekber!.. Bu konuda selef, Allah’tan işte böyle korkmuştur. Bütün bu nakillerden sonra, onların ilim ve faziletinin çok azına dahi ulaşamamış birinin, Müslüman kardeşlerine genel ve ayrıntılı olarak kafir hükmü vermekte acele etmesi nasıl mümkün olabilir?!. Allah korusun!.. 

Böyle yapanlar, tekfirde acele etme üzerine bina edilen, kanın ve malın helal olması, mirasın engellenmesi, nikahın bozulması, cenaze namazının kılınmaması ve Müslümanların mezarlığına gömülmemesi ve -Allah korusun- cehennemde ebedi kalma gibi tehlikeli hükümleri bilmiyorlar mı? 
Bütün bunlardan sonra şeriat ehli, geçmişteki Haricilerin torunları olan ve bugün Islam ehlini tekfir ederek putperestleri kendi haline bırakan, daha da ötesi farkında olmadan insanlara cehennem bileti dağıtanların yolunu kesmek için kesin bir tavır takınmalıdır. Allah yardımcımız olsun!.. 

İslam Ümmeti!.. Bu tehlikeli konudaki önemli kurallardan biri şudur: Müslüman, ancak hüccet ikamet edildikten ve bütün şüpheler ortadan kalktıktan sora tekfir edilebilir. Şeyhulislam Ibni Teymiyye rahimehullah şöyle der: “Hata da yapsa, yanlış bir şey de işlese, hüccet ikame edilip kendisine apaçık yol belli oluncaya kadar Müslümanlardan bir kimseyi tekfir etmek kimsenin hakkı değildir. Müslümanlığı kesin olarak sabit olanın Müslümanlığı, şüphe ile yok olmaz. Ancak hüccet ikame edilmesinden ve şüphelerin ortadan kalkmasından sonra yok olur.” 

Tekfirin kurallarından biri de şudur: Fiil ile faili, mutlak ile muayyeni, delilleri olaylara uygulamakla şahıslara uygulamayı mutlaka birbirinden ayırmak gerekir. Mecmuu’l Fetğvğ’da şöyle denir: “Kafir, fasık ve benzeri hükümleri vermekle ilgili Kur’an ve Sünnet’teki deliller ve imamların sözleri, şartlar bulunup engeller ortadan kalkmadıkça belirli bir kişi hakkında bu hükümlerin sabit olmasını gerektirmez. Bu noktada, asıllarla fer’i konular arasında fark yoktur.” 

Tekfirin kurallarından bir diğeri de şudur: Küfür iki çeşittir: Küçük küfür, büyük küfür. Yani itikadi küfür ve ameli küfür. Bu, onu-bunu tekfir edenlerin bir çoğunun ayırt edemediği bir noktadır. Görünüşte birbirine zıt gibi olan delilleri ve doğru metodu bir araya getirememişlerdir. Bu nedenle; selef ve halef alimlerinin büyük çoğunluğu, hakimiyet konusunda ayrıntılı görüş bildirmiştir. Bu; ümmetin bilge kişisi, Kurğn’ın tercümanı Abdullah b. Abbğs radıyallahu anhuma’nın da görüşüdür. Şöyle der: “0, sandıkları küfür değildir. Bilakis o, küçük küfürdür.” 

Taberi, İbni Kesir, Kurtubi, İkrime, Mücahid, Atğ, Tğvüs, Zeccğc, Acurri, İbni Abdilberr, Sern’ğni, Cassğs, Ebu Ya’lğ, İbni Hayyn, İbni Batta, Atıyye, İbnu’l Cevzi, Şeyhulislam İbni Teymiyye ve öğrencisi İbnu’l Kayyım, geçmişteki ve günümüzdeki imamlar, davetçiler ve araştırmacılar bu görüşü benimsemiştir. 




İlim ehli bu konuda, eşsiz bir ayrıntı ile delilleri birleştirerek dört durum saymıştır. Bu da, Ehli Sünnet’in, ümmetin günahkarlarını tekfirden uzak olduğu noktasındaki icmayı kesinleştirir. Bununla birlikte, Allah’ın indirdiği ile hükmetmenin gerekliliğinde iki Müslüman anlaşmazlığa düşüp tartışmaz. Hiçbir Müslüman, Allah’ın şeriatından başkasını hoşlanmaz. Fakat bu apaçık suç, bizleri gençlik heyecanına ve ilim ve iman ehlinin kaidelerinden, Kur’an ve Sünnet ehlinin usüllerinden ve selefin olaylara bakma ve delillerden hüküm çıkarma metodundan uzak bir duygusallığa sevketmemelidir. (Haktan sonra, sapıklıktan başka ne kalır?) (ı o/Yırnus/32) 

Bu konudaki kurallardan biri de şudur: Şözlerin gerekleri ile tekfir edilmez ve fillerin sonuçta nereye varacağına bakılmaz. İmam Ştıbi rahimehullah şöyle der: “Usul alimlerinin araştırmacılarının görüşüne göre, sonunda küfre gidecek olan bir şey o anki durumda küfür değildir.” 
Hafiz İbni Hacer ise şöyle der: “Kendisine kafir hükmü verilecek kimse, sözü apaçık küfür olandır. Sözünün gereği küfür olan ve kendisine bu açıklandıktan sonra o sözüne bağlı kalanın durumu da aynıdır. Fakat sözüne bağlı kalmayıp söylediğinin o anlama gelmediğini savunan, sözünün gereği küfür bile olsa kafir olmaz.” 

Sonuç olarak; İslam ehlinin küfründe birleştiği ya da kafir olduğuna dair kesin delil olan ve bunun aksine işaret eden hiçbir delil bulunmayan kişinin dışında kimse tekfir edilmez. Bunu; İbni Abdilberr, İbni BattM, Şeyhulislam İbni Teymiyye ve Müceddid İmam Muahmmed b. Abdulvahhab nakleder. Muhammed b. Abdulvahhab şöyle der: 

“Bütün alimlerin küfrüne icma ettiğinin dışında kimseyi tekfir etmeyiz.” Bununla birlikte, bu konunun kesin olarak bilinen yönlerinden biri de, tekfir edilenin yaptığı amelin küfür olduğunu bilmesi gerektiğidir. Cahil, üzerine hüccet ikame edilinceye kadar tekfir edilmez. İmam Ahmed, Cehmiyye hakkında şöyle der: “Sizin söylediğinizi ben söyleseydim kafir olurdum. Fakat sizi tekfir etmiyorum. Çünkü siz, cahilsiniz.” Şeyhulislam İbni Teymiyye şöyle der: “Bu tevil edene öncelikle hüccet ikame etmek, hatasını göstermek ve hakkı bildirmek gerekir.” 

Aynı şekilde, tekfire mani olan engellerin de bilinmesi gerekir. Cehalet, hata ve zorlanma (ikrah) bunlardandır. Allah Teğlğ şöyle buyurur: (Kim iman ettikten sonra Allah’ı inkar ederse —kalbi iman ile dolu olduğu halde (inkara) zorlanandan başka- kim kalbini kafirliğe açarsa, işte Allah’ın gazabı bunlaradır.) (ı6/en-Nahl/ıo6) Muhtemel bir tevil de tekfire engel unsurlardandır. Bu nedenle sahabiler, şüpheleri olduğu için içkiyi helal görenleri tekfir etmemekte ittifak etmiştir. İçkiyi helal görenlerin şüphesi, Allah azze ve celle’nin şu ayeti idi: (İman eden ve iyi işler yapanlara, tattıklarından dolayı günah yoktur.) (5/el-Mdide/93) 

Bundan sonra ey Müslümanlar; duyarlı insanlar tekfirde cüretkar olmanın tehlikesini açıklarken ve tekfirin şartlarını ve kurallarını belirtirken bütün dünyaya, Islam’ın bu yanlış inanıştan uzak olduğunu ilan etmektedirler. Ulkemizde ve bazı Islam ülkelerinde meydana gelen masum kanı dökme ve suçsuz insanları öldürme, terör ve bozgunculuk olaylarının haram fiillerden olduğunu ilan etmektedirler. Yüce şeriatın, bozulmamış fitratların ve sağlıklı akılların reddettiği sapık bir tekfir düşüncesinin ürünü olan bu olayları Islam’a ve Müslümanlara yüklemek caiz değildir. 

İslam Ümmeti’nin halini düzeltmesini ve üzerindeki bulutları kaldırmasını, herkesi sevdiği ve razı olduğu şeylerde başarılı kılmasını, anlaşmazlığa düştükleri şeylerde onları izniyle hakka yöneltmesini Allah’tan dileriz. Şüphesiz 0, dilediğini doğru yola iletir. Allah’ın kulları!.. Allah’tan hakkıyla korkun!.. (Allah’a döndürüleceğiniz, sonra da herkese hak ettiğinin eksiksiz verileceği ve kimsenin haksızlığa uğratılmayacağı bir günden sakının.) (2/el-Bakara/28ı) Cemaate sarılın!.. Çünkü Allah’ın eli, cemaatle beraberdir. Cemaatten ayrılan, cehenneme ayrılır. 

Ey kardeşler!.. Nefislerdeki hevğ ve hevesler harekete geçip vahyin ve delillerin nurundan yüz çevirince; nefisler, kadehlerin verdiği sarhoşluktan daha ağır bir sarhoşluğa kapılır. Tekfirde aşırı gitme olgusu, Islam Ummeti’nin başına gelen belaların en tehlikelisidir. Bu fitne, ilk başlarda sözlü mücadele ile başlamıştır. Sonuçta ise, dökülmesi haram olan kanı helal görmeye kadar gitmiştir. Tekfire teşvik eden bir fetva şeklinde ortaya çıkıp yaşı küçük ve ilmi az gençler tarafindan kabul gördüğünde ve bu gençler suçluların ve zalimlerin yoluna koyulduğunda, ümmete karşı silah kaldırıldığında ve suçsuz insanların canına kıyıldığında tekfir fitnesinin aşırılığı daha da artmıştır. Bu nedenle, bütün bunlardan sonra Islam ehlinin susması doğru olur mu? 

Tekfir düşüncesi, ümmetin gençleri arasında hğlğ güçlü bir şekilde yayılmaktadır. Gençlerden bazıları toplumlara olumsuz bir açıdan bakmakta ve ümmetin başına gelen bela ve musibetlerden kurtuluşun ancak tekfir ve daha sonra da bombalı eylemlerle mümkün olacağını düşünmektedir. Bu tehlikeli düşüncenin, ümmetimize mensup bazı gençlere ulaşması üzüntüyü daha da artırmaktadır. Kafir hükmü Müslümanların yöneticilerine ve Kur’an ve Sünnet üzere onlara biat eden alimlere verilince durum daha da büyümektedir. Alimleri, iki yüzlülükle ve kuklalıkla suçlamaktadırlar. Daha da ötesi bu tehlike, Müslümanların avğmına ve yeni nesillerine de sıçramıştır. 

Bu düşüncenin ömrünü uzatan ve yayılmasını kolaylaştıran etkenlerden biri de, ona karşı koymadaki ve sebeplerini açıklamadaki kusurdur. Bu sebeplerin en önemlileri şunlardır: Ilim azlığı, anlayış kıtlığı ve ilim talep etmedeki yanlış yoldur. Ilim, bilinen alimlerden alınmaz. Bilakis onlardan oldukça az yararlanılır. Onlara olan güven kaybedilir. Bununla birlikte, şeriatın maksatlarını ve fikıh kaidelerini kavrayamazlar. Ummetin yüksek menfaatlerini gözetemezler. Apaçık delilleri bırakıp şüphelere ve müteşabihlere takılırlar. Ummetin içinde bulunduğu zulüm ve baskı manzaraları da buna eklenmektedir. Fakat bu, kesinlikle hataya gerekçe değildir. Şiddet, şiddetle çözülmez. Islah ehli; ümmetin darmadağın olduğunu, toprakların işgal edildiğini, kutsal değerlerin gasbedildiğini görüyorsa, bu musibetlerden çıkış yolu yöneticileri tekfir etmek midir? Müslümanların birliğine karşı çıkmak ve ümmete karşı silah kullanmak mıdır? 

Bunlar hılı uyanmayacaklar mı?.. Çevrelerinde yaşananlardan ders almayacaklar mı?.. Bu düşüncenin ümmete zarar verdiğini ve dininden alıkoyduğunu, gençlerini sünnete ve şeriata bağlı olmaktan kaçındırdığını anlamak için hiç mi tarih okumadılar?.. Bu sapık düşünce ümmete ne kazandırdı?.. Davet yolunda, hayır ve ıslah faaliyetlerinde ne yararı oldu?.. 

Allah’ım bizleri bağışla!.. Onlar; Allah’ın nebilerinin ve rasüllerinin, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sahabilerinin, Selef-i Salih’in ve iyilikle onlara uyanların işittiklerini işitmediler mi?.. Neden ilimle ve eğitimle, davet ve ıslahla uğraşmazlar?.. 

Ey kardeşler!.. Çözüm ancak ilimde, anlayışta ve diyalogdadır. Tı ki ülkeler tahrip edilmesin ve yıkım gerçekleşmesin. Ummete utanç ve leke gelmesin. Bugün düne ne kadar da çok benziyor. Bunların selefleri (Hariciler), ümmetin en hayırlıları olan sahabileri tekfir ettiler. Allah o sahabilerden razı olsun ve onları razı etsin, onları tekfir edenleri dünya ve ahirette hak ettikleri şekilde cezalandırsın!. 
Bu noktada; insanların bu konuda iki farklı tarafta ve ortada olduklarını belirtmek gerekmektedir. Ehli Sünnet ve’l Cemaat, Hariciler ve Mürcie arasında orta yolu tutmuştur. Islam Ummeti tekfir düşüncesinden çektiği gibi, irc düşüncesinden de çok çekmiştir. Bu nedenle ilim ehli, riddet bıblarını ve Islam’dan çıkaran halleri ortaya koymuştur. Fakat bu konularda, mutlaka ilim ve basiret sahibi olanların öne çıkması gerekmektedir. 

Bu arada; düşünce planında kompleksi bulunan bazı insanlar, asılsız iddialarla dinin yumuşatılmasını ve şeriattan vazgeçilmesini istemektedirler. Şer’i eğitim metodunu eksik ve kusurlu göstermektedirler. Allah onları varmak istedikleri hedefe ulaştırmasın!.. 

Ümmetin gençlerini samimi bir şekilde uyanık ve dikkatli olmaya, itidal metodundan sapan her türlü düşünceden sakınmaya çağırıyoruz. Doğru inanç ve Sünnet üzere, davet ve ıslah imamlarının metodu üzere yetişen Harameyn-i Şerifeyn ülkesinin gençlerine sesleniyoruz: Sapık fikirlere karşı dikkatli olsunlar. Tehditlere ve değişen şartlara rağmen, doğru yollarında kararlılık göstersinler. Yöneticilerinin ve alimlerinin etrafinda tek vücut olsunlar. Kullanılmaktan ve hedef haline gelmekten, dışardan gelen düşüncelerle kışkırtılmaktan sakınsınlar. 

Bulanık suda balık avlamaya çalışan ve bazı hayırlı insanların ve salihlerin açıklarını firsat bilenlere de sesleniyoruz: Hükümleri genelleştirmeyi bırakın!. Islami gençliğe dil uzatmaktan geri durun! Allah’a yemin olsun ki; ümmetin hali ancak dini ikame etmekle ve din ehline destek vermekle, ıslah ehli salih insanları ve samimi davetçileri savunmakla, hikmet ve güzel öğütle Allah azze ve celle’ye davet sancağını yükseltmekle düzelecektir. 

Kendisinden başka ilah olmayan Allah bilir ki; bu ümmete nasihatin ve sorumluluğu yerine getirmenin t kendisidir. Bazılarının hoşuna gitmese ve bazıları sevinçten uçsa da bu böyledir. Yapılması gereken, bütün insanlar kızsa bile, delili ile hakka destek olmaktır. Bunun sadece bir nasihat olması, sahih delillere ve apaçık nakillere uygun olması bize yeter. (Ben sadece gücümün yettiği kadar ıslah etmek istiyorum. Fakat başarmam ancak Allah’ın yardımı iledir. Yalnız O’na dayandım ve yalnız O’na döneceğim.) (ıı/Hı2d/88) 

Sonra; rahmet ve hidayet Peygamberine sa1t ve selamda bulunun. Rabbiniz celle ve a1ı sizlere bunu emrederek şöyle buyurur: (Muhakkak ki Allah ve melekleri peygambere sa1t ederler. Ey iman edenler! Siz de O’na salt ve çokça selam eyleyin.) (33/el-Ahzab/56)

Yorumlar - Yorum Yaz


قَلِيلاً مِّنْهُمْ
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam7
Toplam Ziyaret45599
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.82503.8404
Euro4.50544.5235
Hava Durumu
Anlık
Yarın
11° -1°
Saaat